|
Eğitişim Dergisi E-Eğitim, Bilim ve Sanat Dergisi Mayıs 2008. Sayı: 19 ISSN 1307-1785 |
|
|
|
CAFER CABBARLI Dr.
Erdoğan Uygur Ankara Üniversitesi |
|
|
Cafer
Cabbarlı (1899-1934) XX. yüzyıl Azerbaycan Edebiyatının
en güçlü şahsiyetlerinden biridir. Başlangıçta şiir ve hikâye türünde edebî
faaliyetlerde bulunmuş olmakla birlikte, sonradan özellikle drama sahasında
kaleme aldığı eserleriyle haklı bir üne kavuşmuştur. Cabbarlı’nın edebî faaliyetlerini iki ana dönem
altında incelemek mümkündür. İlk dönemi Vefalı
Seriyye veya Gözyaşı İçinde Gülüş (1916)
piyesiyle başlayan ve Nasreddin Şah (1916), Solgun Çiçekler (1917), Trablus
Muharibesi veya Ulduz
(1918) ve Edirne Fethi (1918)
piyesleriyle devam eden Cabbarlı, ikinci dönemine
geçiş aşamasında Aydın (1920-1921)
ve Ogtay Eloğlu (1921) piyeslerini kaleme alır. İlk
döneminde ortaya çıkan piyeslerde Azerbaycan toplumundaki feodalite, dinî
fanatizm, eğitimsizlik, kadın-erkek eşitsizliği, adalet ve hukuk tanımazlık
gibi sosyal sorunların yanı sıra aşk teması da ağırlıklı yer tutar. Rusya’da
Meşrutiyet’in ilân edilmesi (1905) ile birlikte Azerbaycan’da milliyetçilik ve Turancılık
akımlarının etkisiyle matbuat ve edebiyatta bir dizi gelişmeler yaşanmaya
başlanmıştır. Gazete ve dergiler yayınlanmış, tiyatroda bu fikirlere uygun
eserler sahnelenmiştir. Cabbarlı da gelişmelere
kayıtsız kalmayarak 1918 yılında kaleme aldığı Türkiye’nin istiklal
mücadelesini anlatan Edirne Fethi
adlı dramını aynı yıl sahneye koyar. Benzer şekilde Trablus Muharibesi veya Ulduz
(1918) da defalarca sahnelenir. Osmanlı
Devleti’nin son dönem tarihiyle yakından ilgili olan bu piyesler vatan
sevgisi ve kahramanlık motifleri eşliğinde İslâmî
değerleri de yüceltmeye çalışan edebî ürünler olarak Azerbaycan’da önemli
yankı bulur. Azerbaycan’ın
Sovyetler Birliği’ne dahil edilmesinin (1920) ardından Cabbarlı’daki
düşünsel değişim Aydın piyesiyle
kendisini gösterir. Piyeste yer alan grev, lokavt, burjuva, emekçi gibi
kavramlar Azerbaycan tiyatrosunda ilk kez görülmektedir. Öte yandan, piyesin
kahramanı Aydın’ın inanç bağlamında yaşadığı tereddütler Cabbarlı’nın
inanç dünyasının esere yansımış hâlini tasvir etmektedir. Tiyatro
Cabbarlı için en önemli kitlesel iletişim aracıdır.
Ona göre toplumu aydınlanmaya davet etmenin en etkili yöntemlerinden biridir.
Tiyatronun görevini eksiksiz yapabilmesi için yerli oyunculara, özellikle
yerli kadın oyunculara ihtiyacı vardır. Dramaturg, Ogtay Eloğlu piyesiyle toplumu
tiyatroya yönlendirmeye çalışır. Bu
iki piyesin ardından Cabbarlı Gız Galası (1923) adlı manzum hikâyeyi kaleme alır. Daha sonra uzun sayılacak bir suskunluk dönemine
girer. 1927’de kaleme aldığı Od Gelini
piyesini, kendisini tiyatro ve edebiyat dünyasında çok meşhur edecek olan Sevil (1928) piyesi izler. Bu piyes,
kadının erkek egemenliğine başkaldırışının görkemli bir tasviridir. Kadının
cehaletten kurtulması için eğitimin ön plâna çıkartıldığı piyes Sovyetler
Birliği’nin 1934’te şekillenecek olan resmî edebî anlayışının, bir başka
ifadeyle devlet realizminin veya sosyalist realizm edebî anlayışının
Azerbaycan’daki ilk örneği olması bakımından bütün dikkatleri üzerine çeker
ve defalarca sahnelenir. Daha sonra, benzer şekilde Almas (1930) piyesini kaleme
alır. Piyes, eğitim almış Azerbaycan kadınının Sovyet toplumuna düşman
unsurlarla verdiği mücadele üzerine kurgulanır. Kadının üretime katılması,
dayanışma, kolhoz gibi kavramlar eşliğinde köy
toplumunun irtica ile mücadele ederek sanayileşmesi ve kalkınması söz konusu
edilir. 1931’de kaleme aldığı 1905.
İlde piyesiyle Azerbaycan’daki Türklerle Ermenilerin dost oldukları tezi
işlenir. Dönüş (1932) piyesinde ise
Ogtay Eloğlu piyesine benzer bir şekilde
tiyatronun sorunları ele alınır. Aynı yıl, son eseri olan Yaşar piyesini yazar. Bu piyes
Bilim-teknoloji-toplum etkileşimi ve gericilikle mücadele üzerine kaleme
alınmıştır. Eserlerinde
arı bir Azerbaycan Türkçesi kullanan ve bu yönüyle
dilin Arap, Fars ve Rus dillerinin etkisinden uzak kalması için bilinçli bir
çaba sarf eden Cabbarlı’nın eserlerinin Türkiye Türkçesine aktarılması genel Türk Edebiyatı için bir
kazanç olacaktır. Bu bağlamda, Yaşar Ahıskalı, Cabbarlı’nın
yukarıda adını andığımız, Türkiye tarihiyle ilgili Trablus Muharibesi veya Ulduz
piyesini Türkiye Türkçesine aktarmış ve
okuyucuların dikkatine sunmuştur. Cabbarlı, Trablus
Muharibesi veya Ulduz
piyesinde medeniyetler çatışması olarak nitelendirdiği Trablusgarb
Savaşı’nda, üç milletin karakteristik özelliklerini ön plâna çıkartır:
Hıristiyan İtalya işgalcidir, sömürgeci anlayışın simgesidir. Mehmet Akif
Ersoy’un (1873-1936) söylediği gibi “tek dişi kalmış canavardır”. Arap
toplumu homojen tavır sergilemekten uzaktır: Düşüncelerin farklılığı eylem ve
davranışlarda açıkça görülmektedir. İhanet ve sadakat, menfaat veya vatan
sevgisi kavramlarına göre şekillenmektedir. Aynı iklimi yaşayan insanlardaki
bu farklılık ancak menfaat veya kabile taassubuyla izah edilebilir. Türkler,
küçük zaaflarına rağmen ortak bir bilincin ve kültürün mirasçıları olarak
homojen bir görüntü sergilerler. İnancın, dürüstlüğün, merhametin ve
yiğitliğin mizaçlarına kök saldığı vurgulanır. Yazıldığı
tarihten Sovyet dönemine kadar, iki yıl boyunca Azerbaycan’da defalarca
sahnelenmiş bir piyesin Türkiye Türkçesine
aktarılmış olması, arzu edilen hizmetin ilk adımı olması bakımından önemlidir
ve takdire şayandır. 3 Haziran 2008 UYARI: Eğitişim Dergisinden yapacağınız her türlü alıntı için kaynak
belirtmeniz ve sayfaya bağlantı vermeniz gerekmektedir. Yazıları
bütün olarak kendi sayfanızda yayımlamanız yasaktır. Ancak, başlık
ve bazı küçük alıntılarla, yazının tanıtımını yapabilir ve "Devamı için TIKLAYIN!" diyerek,
konuklarınızın, ilgili yazımıza yönlendirilmelerini sağlayabilirsiniz. |
|
|
|