|
Eğitişim Dergisi E-Eğitim, Bilim ve Sanat Dergisi Ekim 2008. Sayı: 20 ISSN 1307-1785 |
|||||||||||
|
|
BAZI ELEKTROSTATİK SORULARI HAKKINDA
DÜŞÜNCELER Prof. Dr. Oktay Hüseyin (Guseinov) Volkan Kor (Fizik Öğretmeni) |
||||||||||
|
|
Bazı Elektrostatik
Soruları Hakkında Düşünceler
1. Giriş Elektrostatik elektrodinamiğin bir küçük
kısmıdır, mekaniğin statik bölümünün
tüm mekaniğin bir kısmı
olmasına benzer. Yeryüzündeki
inşaatların hepsi (evler, köprüler, yollar, barajlar…) mekaniğin statik
meselelerine dayanıyorlar. İnşaatta depremlerin, sellerin ve rüzgarların dağıtıcı etkilerini göz önüne almak gerekir.
Bunlar dinamik kuvvetlerdirler ve statik kuvvetlerle birlikte göz önüne
alınmalıdırlar. Statik elektrik yükleri indüksiyon yolu ile çevrede yükler
oluştururlar. Bütün bu yüklerin dağılımları elektrostatikte öğrenilir ve bu
cisimler hareket ettikçe elektromanyetik
kuvvetler ortaya çıkarlar ve bu
nedenle dinamik süreçlerinde göz önüne alınmaları gerekir. Elektrostatik durum diğer süreçlerde de bozulabilir,
örneğin yıldırım olaylarında ve elektrik sığalarının delinmesi zamanı. Böyle
durumlarda da elektrostatik problemleri elektrodinamiğe dönmüş oluyor. Doğal olarak bizim bütün eğitimimizde
olduğu gibi orta eğitimde de elektrostatik problemleri çok basit ve kısıtlı
şekilde (örneğin Rus okullarındaki eğitime
kıyasla) anlatılıyor. Buna
rağmen bu anlatımlarda ve örnek mesele çözümlerinde bile bir sürü
yanlışlıklar oluyor. Bunları görmeye ve çok zaman da görmemeye alıştık. Bir yere kadar da gerçek durumu
kabul ettik. Ne de olsa bizim ülkemizde, dünyada büyük çokluk da olan
başkaları gibi, bilimin ve teknolojinin gelişmesine katkıda bulunmak fikrinde
olmaya gerek duyulmuyor. Elektrodinamiğe veya
elektromanyetiğe ilk adım olan
elektrostatikte çok basit bir meseleye
bakalım. Soru, metal kovalar (U
şekilde kaplar) falan gibi adlandırılıyor. Bu konulara bağlı olanları yazanlar ve anlatanların
mutlaka aşağıdakileri bilmeleri gerekir. 2. İletken İçinde Potansiyel
Farkı. Elektrik Yüklerinin Oluşturduğu
Enerji Elektrik
alanı ya da kütleçekim (daha doğrusu gravitasyon, evrensel
çekim veya enerji çekim) alanının
potansiyelinin iki boyutlu
uzaydaki dağılımı homojen ise bu
yüzey üzerinde grad j = E = 0 olur. Elektrik alanı durumunda boşlukta yerleşen
bu iki boyutlu uzayın şeklinin önemi yoktur, ama gravitasyon
alanı düzlem veya küre yüzeyi şeklinde olmalıdır. (Adeta tüm kitaplarda böyle bir açıklamaya rastlarız. Alan şiddeti birim yüke veya kütleye etki eden kuvvettir. Gerçekte ise
ne elektrik alan şiddetinin, ne de gravitasyon
kuvvetinin oluşturduğu ivmenin birimi kuvvetin birimi ile aynı değildirler. Bu niceliklerin sadece
büyüklükleri birim yüküne veya kütlesine etki yapan kuvvete eşitlerdir.
Örneğin şöyle demek gerekir; dünyanın oluşturduğu serbest düşme
ivmesinin büyüklüğü, dünyanın birim kütleye etkilediği kuvvetin büyüklüğüne
eşittir.) Bu
uzay kozmolojide araştırılan evrene
eşdeğer değildir. Orada uzayın özellikleri kütlelerin ve alanların uzaydaki
dağılımına bağlıdır. Biz ise uzayı önceden düz olarak kabul ettik ve sonradan
içine kütle yerleştirdik. Uzayın herhangi bir kısmında kütlenin ya da yükün
dağılımı küresel simetri şeklinde verilmişse o zaman kütlenin veya elektrik yükünün homojenlikten bağımsız olarak,
farklı yarıçapları olan eşit potansiyelli yüzeylerden bahsedebiliriz. Yani
eşit potansiyelli (ekvi potansiyelli) yüzeylerden. Herhangi bir metal atomunun
(büyük kütleli atomun) serbest olduğu (seyrek gaz şeklinde) durumda, onun en üst enerji
seviyesinde yerleşen elektronlar diğer elementlerle kıyaslandığında daha kolay olarak atomdan ayrılabilirler. En iyi iletken olan
metallerde, örneğin Gümüş (47Ag108), Bakır (29Cu64), Altın (79Au197) ve
Alüminyum (13Al27) ilk iki elektronu serbest atomdan
koparmak için gerekli olan enerjiler sırası ile şöyledirler: 7.57 ve 21.5
eV, 7.72 ve 20.3 eV, 9.22 ve 20.0 eV, 5.99 ve 18.8 eV. Bu elementlerden saf olarak (yani temiz Gümüş, temiz Bakır…) oluşmuş metal
parçalarının elektrik özdirençleri 1.59 10-8 –
2.82 10-8 Ω.m
aralığındadır. Ama bu kimyasal
elementlerin atomları serbest durumdalarsa (bu atomlar seyrek gaz oluşturmuşlarsa) bunların
ilk elektronunu (ikincisini değil) koparmak için gereken enerji bütün diğer
elementlerinkinden daha az değildir.
Örneğin Sezyum (55Cs133), Rubidyum (37Rb85), Kalsiyum (19K39)
ve Lityum (3Li7) gaz durumunda ilk elektronlarını daha
kolay kayıp ediyorlar (bir kere iyonlaşırlar). Bu elementlerin ilk iki elektronunu koparmak için
gereken enerjiler sırası ile şöyledirler:
3.89 ve
25.1 eV, 4.18 ve 27.5 eV, 4.34
ve 31.8 eV, 5.39 ve 75.6 eV. Her hangi bir metal
atomunun (büyük kütleli atomun) serbest olduğu halde, onun en üst enerji
seviyesinde yerleşen elektronlar diğer elementlerle kıyaslandığında daha
kolay olarak atomdan ayrılabilirler. En iyi iletken olan metaller de, örneğin
Gümüş (47Ag108),
Bakır (29Cu64),
Altın (79Au197) ve Alüminyum (13Al27) ilk iki elektronu
serbest atomdan koparmak için gerekli olan enerjiler sırası ile
şöyledirler: 7.57 ve 21.5, 7.72 ve
20.3, 9.22 ve 20.0, 5.99 ve 18.8 eV. Bu elementlerden saf olarak oluşmuş metal parçalarının öz elektrik dirençleri 1.59 10-8
– 2.82 10-8 Ω.m
aralığındadır. Ama atomları serbest
olan durumda bunlardan da kolay olarak ilk elektronunu (ikincisini değil)
kaybeden elementler vardır. Örneğin Sezyum
(55Cs133),
Rubidyum (37Rb85), Potasyum (19K39) ve Lityum (3Li7) elementlerin ilk 2 elektronunu koparmak
için gereken enerjiler sırası ile şöyledirler: 3.89 ve 25.1, 4.18 ve 27.5, 4.34
ve 31.8, 5.39 ve 75.6 eV. Gördüğümüz gibi bu
kimyasal elementlerin son (çekirdekten
en uzakta dolaşan) elektronlarının koparılması az enerji ile halledilirse de, onların ikinci üst
düzeydeki elektronlarının atomların çekirdekleri ile bağlantı enerjileri Ag, Cs, Au ve Al den daha fazladır. Sezyum, Potasyum ve Lityum elementlerinden oluşmuş metal parçalarının öz
dirençleri ise 7.4 10-8-21 10-8 Ω m arasındadır. Saf Rubidyum parçası için de bu değerler
arası geçerli olmalı. Buradan görüyoruz ki, iletkenlik sadece serbest
elementin iyonlaşma enerjisine bağlı değildir onların oluşturdukları kristal
yapıya da bağlıdır. Hatırlayalım ki, iletkenlerin elektrik özdirençleri yarıiletkenlerinkinden ortalama olarak 108
ve yalıtkanlarınkinden 1020 defa azdır. Ama serbest durumda olan
bütün kimyasal elementlerin iyonlaşma enerjilerinin farkı 10 katını aşmıyor. Elementler arasında
bir kere iyonlaşmak için enerjini en fazla Helyum ( 2He4 )
gerektirir. Bilindiği gibi kimyasal elementler onlardan
ayrı ayrı (kristal ve diğer yapılarda oluşan etkileşmelerden bağımsız olarak)
oluşan malzemelerin kimyasal özelliklerini belirliyorlar. Malzemelerin
fiziksel özelliklerini ise sadece onları oluşturan saf atomların özellikleri belirlemez. En basit durumda;
yalnızca aynı bir tür elementten oluşan malzemelerin fiziksel özellikleri
bile farklı olabilir. Örneğin yalnızca Karbon
elementinden (6C12) grafit ve elmas. Grafit
yumuşak, siyah ve elektrik özdirenci yarı iletkenlere
yakın (3.9 103 Ω m) bir malzemedir. Oysa Elmas şeffaf, çok sert bir
yalıtkandır. Aynı veya farklı atomlar
çok farklı yapılar oluşturabilirler.
Bunların içindeki oluşmuş elektrik alanlarının şiddetine bağlı olarak çok farklı
sayıda elektronlar atomlardan koparak malzemenin içinde farklı yoğunlukta
elektron gazı (malzemenin içinde serbest hareket edebilen) oluşturur. Malzeme içinde oluşmuş elektrik alan
şiddeti ve bu alanın dağılımı,
malzemenin iletkenliği için, onun içindeki serbest elektron yoğunluğu
gibi önemlidir. Bazen kitaplar da şöyle ifadelerle karşılaşırız;
valans
elektronları cismin hacminin
tümünde serbestçe
dolaşabilirler. Birincisi, bazı cisimlerin içinde serbest elektron sayısı,
cismin içindeki kimyasal elementlerin valans elektronlarının
toplamından çok çok azdır (yok denecek kadar). Daha ötesi, metaller için bile böyle
ifadeler tam doğru değil. Yukarıda serbest
durumdaki (seyrek gaz) elementin ikinci ve üçüncü elektronların
atomdan ne kadar zor koptuğunu gördük. Kimyada her zaman yalnız valans elektronlardan konuşuyoruz, ama fizikte farklı
etkiler sonucu atomun herhangi bir elektronu kopabilir. Bu da, örneğin,
parçacıkların çarpışma enerjilerine, malzeme
üzerine yönelmiş elektromanyetik dalgasının frekansına, uygulanan
elektrik alanının şiddetine bağlıdır. En yaygın metal olan demir (26Fe56)
bazı kimyasal tepkimelerde 2 bazılarında ise 3 valanslı
olarak kendini gösterir. Demirin serbest olan atomundan birinci, ikinci ve üçüncü valens
elektronları koparmak için gerekli enerjinin değerleri sırası ile
şöyledirler: 7.87, 16.2 ve 30.6 eV. Ama kiloelektronvoltlarla
(KeV) ölçülen X-ışıması ile demir atomunun en
derinlerinde yerleşen elektronunu da koparmak mümkün olur. Atomlardan bazılarının valens
elektronlarından biri kopsa bile bu onun elektrik akımında iştirak edeceğini
tam olarak göstermez. (Bu konu malzemelerin elektrik özellikleri anlatılanca açıklanacak.) Serbest
elektronlardan hangi enerji bandında yer aldıklarına bağlı olarak, onların
elektrik akımında iştirak etmesi, dıştan uygulanan elektrik alan şiddetine,
malzemenin hangi sıcaklığa kadar
ısındığına ve malzeme üzerine
yöneltilmiş elektromanyetik dalganın (diğer ışıma tipleri de ola- bilir)
frekansına ve şiddetine bağlıdır. İletkenlerin (metallerin)
yüzeylerinin şekli nasıl
olursa olsun onun tüm noktalarında potansiyel dağılımı homojendir.
Elektriklenmesi yapılan metal parçasının hangi kısmına ve ne kadar elektrik
yükü verilirse verilsin (yüklerin homojenliyi bozulması dahil)
sonuçta onun hacminin tümü eşit potansiyelli duruma gelir. Böylelikle serbest
elektronlar, iletken cisimlerin şekli nasıl olursa olsun onun içindeki ve
yüzeyindeki alan şiddetinin gradiyenti sıfır değerine ulaşana kadar, yani
potansiyel j ‘ye eşdeğer olana kadar
hareket edeceklerdir. Sonuçta yükler
kararlı duruma ulaşırlar ve elektrik alan şiddetinin, cismin her noktasında
yüzeye dokunan bileşeni sıfır değeri alır.
Metalin içinde elektrik yüküne etki yapan kuvvetler toplamının sıfıra
eşit olmasına rağmen, neden elektrik yükü metalin içinde değil onun yüzeyinde
toplanmaktadır? Fizikte her zaman etkisini gösteren prensiplerden birisi de
cismin toplam enerjisinin minimum değere ulaşmak istemesidir. Elektrik
yükleri serbest dolaşabildiklerinden
(metalin içinde
E = 0, j = sabit olduğundan) yüklerin birbiri ile etkileşme enerjisi
minimum değerine ulaşabilir. Şimdi bu elektriksel etkileşme enerjisinin,
yüklerin metalin yüzeyinde toplanması durumunda minimum (imkan
kadar daha küçük) olduğunu gösterelim. Önce yüklerin (artı
işaretli yüklerle sayıca dengede olmayan yani, görece fazla olan
elektronların) bir küre içinde
homojen olarak dağıldığını varsayıp, bu durumdaki etkileşme enerjisinin
değerini bulalım. Biliyoruz ki, potansiyel enerjinin tanımına uygun olarak bu
etkileşme enerjisi yükleri sonsuzdan kısım kısım
küreye toplamak için yapılan işin toplamına eşittir. Düşünelim ki kürenin
yarıçapı a dır ve biz onun merkezinden yüzeyine doğru
homojen olarak yüklüyoruz.
Önce kürenin r yarıçapı
merkez bölgesinin, r yük yoğunluğunda yüklendiğini kabul edelim.
Bu kısımdaki toplam yük, Şimdi bu yükün üzerine dr
kalınlığındaki hacmi yükle tamamlamak için sonsuzdan elektrik yükü getirelim.
Bu yükün miktarı dQ
= r4pr2 dr (2) olacaktır. Bu yükü sonsuzdan
getirmek için yapılan iş
Qr ve dQ yükleri aralarındaki potansiyel enerjiye
eşit olur. Bu yüklerin yerleştikleri bölgeler arasında ki mesafe r olduğundan
(Qr yükünün tamamının tam merkez de
yerleştiğini düşünebiliriz) ve metalin içinde yalıtkanlık (dielektrik) sabiti boşluktaki gibi e0 ‘a eşit olduğundan dU = Şimdi (3) ifadesini r = 0
‘dan kürenin yarıçapı a ‘ya kadar entegrallersek küreyi homojen
olarak r elektrik yükü ile yüklemek için gerekli
olan işi bulmuş oluruz. Başka deyişle küredeki ek olarak getirilmiş yüklerin
tümünün birbiri ile etkileşme enerjisini. U = Küredeki toplam yük Olduğundan etkileşme enerjisinin bu yük ile
verilen ifadesini şöyle yazabiliriz Şimdi
bir kondansatörün yüklenmesi için gerekli olan enerjiyi hesaplayalım. Kondansatörü Q yükü ile yüklemek onun bir levhasından Q
kadar elektrik yükünü diğer levhasına taşımak demektir. Çünkü
levhaların alanları aynı olduğundan onlar aynı miktarda, yalnız işaretli zıt
olan yük taşırlar. Bu iş yapılırsa kondansatörün levhaları arasında
potansiyel farkı olacaktır. Burada C- kondansatörün
sığasıdır. Yapılacak işi hesaplamak için küreyi yüklerken uyguladığımız
yöntemi kullanalım. Eğer kondansatörün yükü Q
ise onun yükünü dQ kadar arttırmak
için gerekli olan enerji (iş) dU = u dQ (7) ya da (Metali elektrik alan içine
yerleştirirsek onun atomları yalıtkanın atom veya molekülleri gibi polarize
olur ve metalin içinde elektrik alanı oluşur. Öte yandan metallerde çok
sayıda serbest elektronlar vardır ve bunlar metalin içinde oluşan alanın
etkisi altında hareket ederek bu elektrik alanı etkisiz hale getirirler. Bu
nedenle de metalın içinde polarize olmaya neden olan elektrik alanı ve
polarize olayı aradan kalkıyor. Bu süreç nedeniyle, sonuçta metallerin dielektrik sabiti her zaman boşluğunkine eşit olur.)
Kondansatörün sığası sabit olduğundan (8) ifadesinin integralini Q = 0 dan
Q ‘ya kadar integrallemek gerekir. Sonuçta olduğunu buluruz. Bu
enerjiyi (6) ifadesini kullanarak şöyle de yazabiliriz
Şimdi elektrik yükünü taşıyan cismin içi boş ve yarıçapı a ‘ya eşit olan bir küre şeklinde
olduğunu düşünelim. Böyle
kondansatörün sığası uluslararası sistemde ( SI ) C=4pe0 a (11) olduğundan, içi boş küre üzerindeki
yüklerin birbirleri ile etkileşme enerjisini bulmak için (11)
ifadesini (9) ifadesine koyarak buluruz Önce biz elektrik yükünü kondansatörün bir
levhasından diğerine taşıyorduk, şimdi ise sonsuzdan kürenin yüzeyine taşımış
olduk. Bu iki işlem arasında hiçbir fark yoktur. Önemli olan yükün,
potansiyel farkı u olan herhangi iki nokta arasında
taşınmasıdır. Çünkü yapılan iş yalnız yükün büyüklüğüne ve yüklerin taşındığı
noktalar arasındaki potansiyel farkına bağlıdır. (12) ifadesini
(5) ifadesi ile
karşılaştırırsak aynı miktarda Q yükün kürenin yüzeyinde toplandığı zaman
onun toplam etkileşme enerjisinin, yükün kürenin hacminin tümünde homojen
olarak dağılımı durumunkinden Metalin
içinde, onun herhangi bir kısmında, hareket edebilen yükler (elektronlar)
birikebilseydi, bu hacmi bir kapalı yüzeyle kaplardık ve Gauss teoremini
kullanırdık. Kapalı yüzeyin içinde elektrik yükü olduğundan bu yüke eşit olan
sayıda yüzeyden elektrik alanı şiddetinin kuvvet çizgileri çıkacaktı Bu hacimdeki elektronlar birbirlerini
ittiklerinden hareket ederek toplam yükün etkileşme enerjisinin değerinin
minimum durumuna ulaşmasını sağlar. Sonuçta yüklerin tümü metalin yüzeyinde öyle
bir dağılıma sahip olurlar ki, bu durumda metalin tüm noktalarında elektrik
potansiyeli eşit olsun. Tabi ki metal parçasını hızlı bir mekaniksel
hareketle bu durumdan çıkabiliriz. Fakat çok kısa bir süre içinde, hareketi
durdurulmuş metalin içinde fazlalıkta olan elektronlar, yüzeydeki ilk
dağılımlarına yeniden ulaşırlar. Metal
parçası artı yüklenmiş olursa, yani elektronlarının bir kısmı ondan
alınmışsa, metalin yüzeyinde elektron eksikliğinin dağılımı öyle olacaktır
ki, bu durumda metalin tüm noktalarında elektrik potansiyeli aynı olsun.
Yüzeyde artı yüklerin fazla olması nedeni ile içteki elektronları yüzeye
doğru çeken kuvvetler meydana gelecektir. Ama elektronlar bu kuvvetlerin
etkisi ile yüzeye doğru harekete geçtikleri zaman arkalarında artı yüklerin
fazlalığı ortaya çıkacaktır. Böylelikle artı yükler metalin hacminde açığa
çıkmış olurdu. Elektrik yüklerinin böyle dağılmış olması, onların birbirleri
ile etkileşme enerjisini arttırmış olur. Sonuçta elektron eksikliği olan
bölgeler metallerin yüzeyinde dağılmış olacaktır.
Böylelikle iletkenlerin içinde ve yüzeyinde potansiyel farkı oluşamaz.
Potansiyel farkı olmayan yerde elektrik alan şiddetinin değeri de sıfıra eşit
olar. Ama elektrik yükleri metalin sivri kısımlarında daha büyük yoğunlukta
olur. Bu yukarıda tartışılanlar tam homojen cisimler (muntazam dizilimli)
için tam olarak doğrudur. Bazı kristaller asimetrik yapıya sahipler. Böyle
olan durumda iletkenin ve diğer asimetrik yapısı olan malzemelerin
(kristallerin) içinde potansiyel çukurları oluşmuş olur. Böyle asimetriler
kimyasal anlamda temiz veya homojen olmayan veya içinde
çatlaklar olan malzemelerde oluşur. Doğal olarak böyle malzemelerin içinde
potansiyel farkları, sıfırdan farklı
olan elektrik alanlar ve homojen olmayan elektrik yük dağlımı oluşabilir. Tüm
bu durumlarda da cismin toplam
iç enerjisi mutlak şekilde sıfıra eşit olur. Bu da doğada her zaman geçerli
olan prensiptir. Yukarıda tartıştığımız örneklerde biz yalnız elektrik
alanını göz önüne aldık ve tüm diğer etkileşme enerjilerini göz ardı ettik.
Dış etkiler iletkenlerde asimetri yapılar
oluştukça da bu anlattıklarımız yaklaşık olarak geçerli
olurlar. Unutmayalım ki, elektrik
yüklerine bağlı olan kuvvetler
ve enerjiler çok büyüktürler. 3. Yükler,
etkileşmeler, yüklü parçacıkların toplam enerjisi. Bilindiği gibi Evrende yalnızca dört temel
etkileşme vardır:
1. Etkileşme katsayısı 1 kabul edilmiş çekirdek, güçlü veya baryon etkileşmesi. Baryon
etkileşmesinin alan parçacıkları pionlardır (p0, p+ ve antiparçacık
olan p-). Bunların durgunluk enerjileri 135 –
140 MeV ve yaşama zamanları <2.6 10-8 s`dir. Etkileşme yarıçapı ise 10-12 cm mertebesindedir.
2. Etkileşme katsayısı 1/137
(ince yapı sabiti) olan elektromanyetik etkileşmesi. Bu etkileşmenin alan parçacığı,
fotondur (g). Doğal olarak fotonun antiparçacığı,
yani antifoton da vardır, ama onu fotondan ayırmak imkanı
yoktur. Çünkü fotonun (graviton gibi) ne lepton, ne
elektrik, ne de baryon
yükü vardır. Foton ile anti foton kendi eksenleri çevresinde dönme yönleri ile farklı oldukları
düşünülmektedir. Elektromanyetik etkileşmesinin etkileşme yarıçapı sonsuz
kadar büyüktür.
3. Etkileşme katsayısı 10-12- 10-14 (belirsizlik etkileşmenin zayıf olmasına,
başka bir deyişle, etkileşme enerjisinin çok az olmasına bağlıdır) kabul edilmiş zayıf veya lepton etkileşmesi. Bu etkileşmenin alan parçacığı W ve Z
bozonlar sayılırlar. Bu parçacıkların durgunluk
enerjilerinin çok büyük (>105 MeV) ve yaşam
sürelerinin 10-24 s`den
daha az olması kabul edilir. Etkileşme
yarıçapı 10-16 cm mertebesindedir.
4. Etkileşme katsayısı 10-36- 10-40 olan gravitasiyon (enerji veya genel çekim, yani şimdilerde de
Türkiye’de yanlış olarak kütleçekim denilen)
etkileşmesi. Bu etkileşmenin alan parçacığı gravitondır.
Gravitonların yaşama süreleri ve gravitasiyon etkileşmesinin yarıçapı da sonsuzdur. Tüm
parçacıkların enerjileri olduğundan, gravitasyon
etkileşmesi yaparlar.
Baryon etkileşmesi yapan en hafif
parçacıklar protonlar ve nötronlardır. Bunlar bir arada atom çekirdeği(nesne)
oluşturabilirler. Baryon etkileşmesinin doyma
özelliği vardır, yani parçacıklar yalnız en yakın komşularıyla
etkileşebilirler, daha uzaktakilerle değil. Eğer bu doyma olayı olmasaydı ve
protonlar birbirlerini itmeseydiler, atom çekirdeği daha fazla baryon içerebilirdi.
Baryon etkileşmesi, etkileşme yarıçapı (10-12
cm) kadar uzaklıklarda kendisini çekim gibi ve daha küçük mesafelerde itme
gibi gösteriyor. Bu nedenle de baryonlar bir araya
getirip sıkıştırılırsa, onların toplam enerjileri minimum değere yaklaşmıyor
ve hızla artmağa başlıyor.
Aynı işaretli elektrik yükü taşıyan parçacıkları birbirine yaklaştırdıkça onların etkileşme
enerjisi artıyor ve her zaman artı
işaretli oluyor. (Örneğin + veya – işaretli elektrik yükü
taşıyan cismin elektrik enerjisi artıdır. Ama cismin çevresi yalıtkan
olduğundan yükler cismi terk ederek uzaklaşamazlar.) Onlar biri diğerini ittikleri için, bu
parçacıkların sayı yoğunluğu arttıkça
(cisimlerin taşıdığı yükler fazlalaştıkça), dış kuvvetlerin itici kuvvete karşı iş görmekleri gerekir. Bu
yapılan iş sonucu da parçacıların toplam enerjisi artmış oluyor. Dış etki
olmasa aynı elektrik yükü taşıyan (+ veya – fark etmez) parçacıklar serbest
hareket edebilseler, birbirini
sonsuzluğa iterler. Bu durumda onların enerjilerinin minimum değeri sıfıra
ulaşır. Ama genelde kararlı
bir dengede olan cismin (nesnenin, örneğin
yıldızın) toplam enerjisinin eksi işaretli olması gerekir, yani
sıfırın altında. (Gök cisimlerinin
denge durumu için gravitasyon enerji önemlidir.) Toplam enerjinin bu eksi değeri ne kadar
küçük olsa (mutlak değerce büyük)
denge bir o kadar dayanaklı olur.
Atomlarda elektronlar artı yük taşıyan çekirdeğin alanında normalde minimum enerjileri olmasını sağlayan temel enerji seviyelerde
bulunurlar. Minimum en düşük değer anlamına gelmiyor. Sadece minimum değerin
en yakın çevresinde daha düşük enerji seviyesi yoktur. Atomu ve moleküllerin
içinde bağlı olarak bulunan elektronların her birinin toplam (kinetik artı
potansiyel) enerjileri eksidir. Ama bu elektronların bulundukları enerji
seviyelerin enerjileri çok farklılar. Çünkü elektronlar Fermi
istatistiğine bağlı parçacıklardır ve aynı enerji seviyesinde iki elektrondan
fazlasının bulunmasına imkan yoktur.
Zayıf etkileşmenin etkileşme yarıçapı çok düşük ve katsayısı küçük
olduğundan onlar atom çekirdeğinden
küçük ölçüde bile nesne oluşturamıyorlar. Zayıf etkileşme iştirak eden, ama
elektrik ve baryon yükleri olmayan parçacıklar (nötrinolar) gravitasyon
etkileşmesi ile bile ayrıca bir nesne oluşturamıyorlar. Evrenin ilk
dakikalarında bile böyle nesneler oluşsaydı bile (böyle bir imkan yoktur) kütleleri güneş kütlesinden büyük halde de
git gel kuvvetleri onları dağıtırdı. Ama bunlar kara delikler oluştursaydılar
ömürleri Evrenin yaşı mertebesinde olabilirdi.
Gravitasyon etkileşmesinin yarıçapı sonsuz
büyük, parçacıkların ve alanların hepsi için çekim şeklinde olduğu için
parçacıklar bir arada oldukça
büyük kütleli gök cisimleri oluştururlar. Ama doğada yaklaşık 100 temel
parçacık türü (aynı sayıda da anti parçacık) olmasına rağmen normal madde yalnız proton, nötron
ve elektron içeriyor. Neden Evrende parçacık sayısı çok, ama anti parçacık
yok derece daha az olduğu kesin şekilde bilinmiyor. Ama bu parçacıkların
yıldızlarda ve gezegenlerde bulunmaması onların serbest durumda ve nötron
dışında diğer baryonların atom çekirdeği içinde bile çok az
yaşamaklarına (saniyenin milyonda birinden bile az) bağlıdır. Böyle
parçacıkların bir kısmı kara deliklerin ve nötron yıldızların içinde çok uzun
zaman yaşayabiliyorlar. Nötron
yıldızları gerçekte baryon yıldızlarıdır. Neytron yıldızları ad olarak tarihi bir yanlışlıktan
kaynaklanıyor. 4.
Yanlış çözümleri gösteren örnekler
Aşağıda elektroskoplarla bağlı olan ve içlerine elektrik yükü koyulan kapların,
ya tam olarak küre şeklinde olmadıkları ya da yanlış olarak U şekilde
oldukları görünmektedir.
“Şekildeki özdeş elektroskoplardan E1
iletken tel ile metal silindirin dışına, E2 de içine bağlanmıştır.
(+) yüklü K küresi silindirin içine sarkıtılınca ikisinin de yaprakları
açılıyor. İletken K küresi silindirin dibine değdirilirse elektroskop
yapraklarının durumu ne olur?” A)
Olduğu gibi kalırlar. B)
E1 aynı kalır, E2 kapanır. C)
E1 kapanır, E2 aynı kalır. D)
İkisi de kapanır. E)
İkisi de biraz daha açılır. Cevap:
B
Bu cevap doğrudur, ama tam olarak değil. Kürenin U kabının içine henüz
dokunmadığı durumda elektroskoplardan
elektronlar kabın içine akarlar ve ikisi de artı işaretli yüklenirler. Ama E1 elektroskopu
metal silindirin dışı ile birleşmiş olduğundan E2 den daha
fazla elektron kaybeder ve artı yükle E2 den daha fazla yüklenmiş olur.
(Bu fark cisimlerin elektrik
sığalarına, U kabının derinliğine ve E2 elektroskopunun U kabının
içinde ne kadar derinlikte temasta olduğuna bağlıdır). Kürenin kabın
içine dokunduğu halde ise metal kabın içindeki
elektronlar küreye geçerler. Burada
malzemelerin hepsi metaldir,
yani iyi iletkendir. Ayrıca, elektrik
yükü her zaman korunur ve burada yalnız elektronlar hareket etmektedir.
Sonuçta kabın içi ve oraya bağlı olan sağdaki elektroskop
(E2) yaklaşık nötr (elektroskopların
duyarlılığına ve az önce izah edilen, bağlantı yeri ve derinliğine de
bağlıdır), ama kabın dış kısmı ve soldaki elektroskop (E1)
artı yüklü olarak kalacaktır. Kitaptaki
çözüm her zaman küresel şekilde ve deliği yüzeye göre çok küçük olan
durum için geçerlidir. Şekildeki halde ise U kabının içinin yukarı kısmı ve E2
elektroskopunun yükleri tam olarak sıfıra eşit olmaz. Bu yükün görünebilmesi
ise elektroskopun duyarlılığına bağlıdır.
“Yüksüz X, Y
elektroskopları, yüksüz L iletken küresine iletken tellerle şekildeki gibi
bağlıdırlar. Negatif yüklü K küresi L
küresinin içine dokundurulduğunda X, Y elektroskoplarının yaprak işaretleri
için ne söylenir?”
X Y
--------- ----------- A)
Negatif Yüksüz
B) Negatif Pozitif
C) Pozitif Pozitif
D) Negatif Negatif
E) Pozitif Negatif Çözüm: Dokunan cisimlerin
potansiyelleri eşitlenir. L küresi negatifle yüklenerek negatif potansiyele
sahip olur. X, Y elektroskopları da negatif potansiyele sahip olacaklarından
negatifle yüklenir. Doğru cevap D şıkkıdır. “ Çözüm doğru şekilde verilmemiştir ve
yaklaşık olarak A olmalıdır.
Çözümdeki birinci cümle doğrudur. İkinci cümlenin fiziksel anlamı
yoktur. Unutmamak gerekir ki potansiyel, doğasından bakımsız olarak,
bir koordinat sistemi rolünü oynayan niceliktir. Bu nedenle de fizikte
potansiyel farkı önemli niceliktir, potansiyel değil. Diğer yandan burada önemli olan diğer
bilgiler de unutulmuştur.
Elektroskoplar ölçü cihazlarıdır ve bu nedenle onların elektrik sığaları çok
küçüktür. Diğer iki cismin ise sığaları daha fazladır. Homojen ve dielektrik (yalıtkan madde) içermeyen küresel cisimlerin
içlerinin dolu veya boş olmasından bağımsız olarak elektrik sığaları dış
yarıçapları (boyutları) ile
doğru orantılıdır. Elektrik yükü alan cismin deliği çok
küçük olsaydı, enerjinin minimum değere ulaşması prensibine göre (bölüm ikide
anlatılan) eksi yükler hepsi kürenin dışına çıkmış olurdu ve içi tamamen nötr olurdu. Bu durumda X elektroskopu negatif yüklenmiş
olurdu, ama Y yüksüz kalırdı. Yani cevap A gerçekleşirdi. Ama küresel cisim
tam olarak kapalı değil. Bu durumda onun ağız kısmında az da olsa (ağzının
çapının cismin dış çapına oranı ne kadar azsa bir o kadar az) yük olur. Eğer
Y elektroskopu çok duyarlı ise ve delik büyük ise bu elektroskop da azca negatif yük gösterir. Eğer Y elektroskopunun
bağlantı teli kovanın içinde en altına bağlanmış olsa idi onun
yükü hiç olmazdı. 3.
Formül Yayınları, 11. Sınıf, Arif Kaner. Yüksüz
X, Y elektroskopları, yüksüz L iletken küresine iletken tellerle şekildeki
gibi bağlıdır.
X
Y ----------- --------- A) Pozitif Pozitif B) Pozitif Negatif C) Pozitif Yüksüz E) Negatif Pozitif
Çözüm: Pozitif yüklü K küresi
başta yüksüz olan L küresinin içine dışarıdan elektron çeker. X ve Y
elektroskopları elektron vereceğinden pozitifle yüklenir. Doğru cevap A
şıkkıdır.” Yanlış
çözüm. Doğru cevap B olacak, çünkü kabın içinde eksi yükler vardır. İlk anda
telin bir ucu negatif diğeri ise pozitif olmasından akım oluşur ve sonuçta
potansiyel farkı aradan kalkar ve Y elektroskopu negatif yüklenir.
Lise öğrencileri ve Öğretmenleri için yazılan kitaplarda gerçekleri
iyi şekilde yansıtmayan anlatımlar ve çözümler verilmektedir. İyi eğitimde
doğru olmayan bilgileri ezberlettirmezler ve bilimin derinlikleri yönünde
ipuçları verirler. Ne yazık ki bizim eğitimimiz bilimsel düşüncene
kısıtlamağa doğru yönelmiştir. UYARI: Eğitişim Dergisinden yapacağınız her türlü alıntı için kaynak
belirtmeniz ve sayfaya bağlantı vermeniz gerekmektedir. Yazıları
bütün olarak kendi sayfanızda yayımlamanız yasaktır. Ancak, başlık
ve bazı küçük alıntılarla, yazının tanıtımını yapabilir ve "Devamı
için TIKLAYIN!" diyerek, konuklarınızın, ilgili yazımıza
yönlendirilmelerini sağlayabilirsiniz. |
||||||||||
|
|
|
||||||||||