Türkçe eğitiminin ilk ve önemli bir parçası olarak değerlendirilen ilkokuma ve yazma öğretiminde hangi yöntemi kullanırsanız kullanın çocuklara okuma yazma öğretirsiniz. Bugün 2005 yılından bu yana ülkemizde ilkokuma ve yazma öğretimi ses temelli cümle yöntemi esasına göre yürütülmektedir. Öncelikle ses temelli cümle yönteminin yeni bir yöntemmiş gibi sunulması çok yanlıştır. Bu yanlışı ilkokuma ve yazma öğretiminin tarihsel gelişimine göz atarak tespit edebiliriz.

Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar geçen sürede ilkokuma ve yazma öğretim yöntem ve teknikleri, -devletin denetlemeye tabii öğretim programları olmadığından- bu alanda uğraş veren yazarların kaleme aldıkları eserler aracılığıyla belirlenmekteydi. Her yazarın kendine has bir öğretim programı olduğu görülmektedir. Bugün yeni bir yöntem olarak ileri sürülen ses temelli cümle yönteminin ilk izlerini 1283/1867 yılında, yaygın eğitim hizmeti veren Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye (*) tarafından çıraklar için hazırlanan Elifba Risalesi’nde bulmak mümkündür. Daha sonraki yıllarda Atatürk’ün öğretmeni Şemsi Efendi’nin arkadaşı İsmail Hakkı’nın kendi adını taşıyan İsmail Hakkı Elifbası’nda da benzer özellikler görülür. Önce sesli harfleri veren kitaplar üçüncü dersten itibaren kısa cümlelerle okuma ve yazma öğretmeyi benimsemiştir.

İlkokuma ve yazma öğretiminin evriminde ses yönteminin sakıncalarını görüp ses ve harf yönteminin yanında ilk kez farklı bir yöntemle eser kaleme alan Nüzhet Sabit’tir. Nüzhet Sabit’in Kelime Usulü ile Elifba adlı eseri, -adında her ne kadar kelime usulü ifadesi bulunsa dra- cümle yöntemi esasına göre kaleme alınmıştır. Eserin kaynaklarda ilk kez 1914 yılında basıldığı ifade edilse de elimizdeki mevcut baskısı 1333/1917 tarihini taşımaktadır. Daha sonraki yıllarda pek çok kez basılan eserin 1925 tarihli baskısı resimli ve 55 sayfadır. Eser, Sühûlet Matbaası’nda yayımlanmıştır. 1333/1917 baskısından farklı olarak Sadrettin Celâl esere ön söz yazmıştır.

Söz konusu eser, yöntem açısından bir yenilik getirmesinin yanında serbest okuma parçaları açısından da bir devrim geçekleştirmiştir. Aşağıda yer alan “Maymun Kardeş” başlıklı metinde, hedef kitlenin özellikleri gözetilerek evrim teorisi işlenmektedir. Okuma yazmayı yeni öğrenen çocukların bu tür bir metinle okuma yazmayı pekiştirmeleri anlamlıdır:

MAYMUN KARDEŞ

İşte küçük Kaya hiç canı sıkılmadan iki ayda bu kitabı bitirdi. Artık “Tavşan ve Tilki” hikâyelerini okuyabiliyor. Muzaffer de Süleyman da okuyorlar. Fakat maymun kardeş buna bir türlü inanamıyor. İnanamamakta da hakkı vardır. Çünkü o, birçok çocuk(lar) tanıyor ki değil iki ayda bir sene de bile okumayı öğrenememişlerdir.

Bunun için maymun kardeş evvela Kaya’ya güldü. Kabil değil okuyamazsın dedi. Fakat Kaya bülbül gibi okumaya başlayınca çok utandı ve ona dedi ki:

— Affedersin kardeşim yanılmışım. Ben ne bileyim… Mademki bu kadar kolay ve eğlenceli imiş, bana ver de ben de okumak yazmak öğreneyim.

(*) Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye, ilkokuma ve yazma öğretimi tarihi açısından önemli bir cemiyettir. Gerek cemiyetin, gerekse daha sonraları cemiyet üyesi kişilerin yayımladığı elifba kitapları, ilkokuma ve yazma öğretim yöntemleri açısından yenilik sunmuştur.

30 Mart 1865 tarihinde, halka okuyup yazmayı, temel bilgileri öğretmek üzere ücretsiz dersler veren ve sonra adı Darüşşafaka olarak değiştirilen Cemiyet-i Tedrisiye-i İslâmiye adlı bir dernek kurulur. Cemiyet, Beyazıt’ta Simkeşhane dâhilindeki Valide Ümmetullah Kadın yanındaki eski valide okulu binasında açılır. Bu cemiyetin kurucuları sonradan maliye nazırı olan Yusuf Ziya Bey, Ahmet Muhtar Paşa ve Vidinli Tevfik Paşa’dır. Cemiyetin açtığı okul, 1873 yılına kadar öğretime devam ederek yılda ortalama olarak 350 talebeye okuma-yazma öğretir. Üç sınıflı bir öğretim sergileyen okulda, ilk sınıfta, “elifba, hat talimi, ilmihâl, Kur’an, malûmat-ı nafıa”, ikinci sınıfta, “imlâ, hat talimi, kavaid-i Osmaniye”, üçüncü sınıfta, “hesap, kitabet, hendese, coğrafya” dersleri okutulmaktadır (Kansu, 1930: 128; Darüşşafakalılar Cemiyeti, 1948: 20).

  •