Beyaz elbiseler içindeki kadın beyazlarla döşenmiş bir restoranda camın kenarındaki masada oturuyordu. Yemeğini sipariş etti ve beklemeye başladı. Derken içeri siyah takım elbise giymiş bir adam girdi ve kadının tam karşısındaki masaya oturdu. Adamın beğeni dolu bakışları kadının dikkatinden kaçmadı.

Kadın, o akşam eve döndüğünde kapının önünde bir buket beyaz gül buldu. Üzerinde de şöyle bir not; ‘Ona da beyaz giymek çok yakışırdı.’ Kadın bütün gece bu çiçeklerin kimden geldiğini düşündü durdu. Tabi bir de restoranda gördüğü siyah takım elbiseli adamı...

Ertesi gün kadın yine beyazlar giyip aynı restorana gitti. Adam yine o restorandaydı. Her ikisi de garip bir duygu içinde bakışlarını birbirlerinden alamıyorlardı.

Kadın, eve döndüğünde kapıda yine bir buket beyaz gül buldu. Fakat üzerinde başka bir not vardı. ‘O da beyaz gülleri çok severdi.’ Kadın gece boyunca bu gülleri kimin yolladığını düşündü.

Üçüncü gün de kadın beyaz elbiseler giyerek aynı restorana gitti ve beklemeye başladı. Bir süre sonra adam geldi ve kadına yakın bir masaya oturdu. Yemeklerini bitirinceye kadar cüretkâr bakışlarını birbirlerinden esirgemediler.

Kadın eve döndüğünde kapıda yine bir buket gül buldu. Artık meraktan çıldıracaktı. Güllerin üzerinde yine farklı bir not vardı. ‘Onu en son bembeyaz bir yatakta beyaz güller içinde yatarken gördüm.’

Ertesi sabah kadının evinin etrafını polisler sarmıştı. Kadın, bembeyaz bir yatakta beyaz güller arasında ölü bulunmuştu.

Adam da o saatlerde, üzerinde siyah takım elbisesi aynı restoranda beyazlar giymiş bir başka kadını gözlüyordu.

‘Ama gene de herkes sevdiğini öldürür.

Bu böylece biline;

Kimi bunu kin yüklü bir bakışla yapar

Kimi de okşayıcı bir sözle öldürür.

Korkak, bir öpücükle

Yüreklisi bir kılıçla,

Bir kılıçla öldürür.’

Oscar Wilde