Dünya Savaşlarından, mafya savaşlarına, tarla savaşlarından, kent içi kavgalara kadar EKONOMİK gerekçesi olmayan hiçbir savaş yoktur.

Olaylar, bir ve büyük bir olgunun içerdiği birden çok olayın uygun biçimde bir araya gelmesi ile doğar, gelişir ve aynı yolla sönümlenirler.  Olayları anlamak içinde işte bu bir araya gelenleri artzamanlı ve eşzamanlı olarak çözümlemek ya da birleştirmek gerek. Yani olayların yasallıklarını, gerekçelerini, dayanaklarını, yönelimlerini anlamak için olayın tarihsel ve güncel artalanına bakmak, yaklaşıp uzaklaşmak, birleştirmek gerek. Olaylardaki insan gruplarını, özellikli insanları ve onların etki, tepkilerini de sürece katmak zorunludur.  Eğer varsa örneklerini de incelemek göz ardı edilemez bir gerekliliktir. Olayın bölgesi, zamanı, olaydaki rolü olan toplumsal gruplar, bu grupların özellikleri, nitelikleri vbg daha birçok bilgiye gereksinimde var.

Tüm bunlar yerine sadece edilgen biçimde, söyleneni, anlatılanı, bildirileni alarak olayı anlamak neredeyse olanaksızdır. Çünkü bölgemiz ve güncel dünyanın durumunda, toplumsal bilinç,  genellikle olayların anlaşılmaması için ya engellenir ya da çarpıtılır. Doğru kanallardan, doğru bilgilendirme ise ya azdır ya da ulaşılması güçleştirilmiştir.

Örneğin ülkemizde olabildiğince kanlı, yıpratıcı biçimde süren bir iç savaş diyebileceğimiz ancak anlaşılıyor ki sadece içle sınırlı olmayan bir olay yaşanmaktadır. Neredeyse yetmiş binin üzerinde genç insanın yaşamına mal olan bu olay/savaş için çok ilginç, yanıtsız büyük sorular soruldu. Ancak bu sorular büyük oranda topluma ulaşmadı ve hiç yanıtlanmadı. Oysa yanıtlansa, yanıtlanabilse birçok giz açığa çıkacağı gibi bu giz’lerle dolu savaşta toplumsal denetime girecek ve toplumsal bilincin etkisi ile önce iç e alınacak, dış etkilerden uzaklaştırılacak sonra da sona erdirilebilecektir.

Bu büyük soruları, olayın temel parçaları olan insanlar sordu. Bu sorular benim bu olaya bakışımı temel biçimde etkiledi ama yanıtı genel olarak verebilsem de, özgün ve tam yanıta ulaşamadım.

Bu sorulardan birini savaşın yönetenlerinden biri olan General Osman Pamukoğlu sordu. “Unutulanlar Dışında Bir şey Yok” adlı kitabının 335. sayfasında, görevinden ayrılıp Ankara’ya alınıp emekli edilişini ve o son günleri ve orada subaylara bir tür öğütlü veda ettiği günü olanları yazmış. İşte o gün ilginç bir olay yaşanır; iki sivil giyimli kişi, MİT görevlisi olduklarını belirterek,  komutana bir belge getirdiklerini söylerler. Emir subayı durumu Pamukoğlu’na bildirir. Kurumlara olan güvenini tümüyle yitiren Pamukoğlu önce ilgilenmez ancak görevlilerin ısrarı üzerine zarfı alır ve okur; zarf içindeki belgede bir süre önce PKK’nın bir  ay süren bir kongresinin gerçekleştiği, 700 kişinin katıldığı kongreye hangi ülkeden kimlerin ne zaman hangi yolla nasıl gelecekleri ve Irak'taki kampta bir ay kongre yapacakları bilgileri ayrıntılı açıklanmış, bu bilgiler başbakanlık, genelkurmay başkanlığı, içişleri, dışişleri, milli savunma, Diyarbakır bölge komutanlığına bir istihbarat bilgisi olarak yazılı rapor  biçiminde iletilmiş. Daha önce harekâtlar düzenlenen  ve Pamukoğlu’nun sorumluluğunda olan o kampta gerçekleşecek olan kongre, süresi, katılanlar vs türü bilgiler yalnızca Pamukoğlu’na (Hakkâri Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı'na) bildirilmemiş. [Diğer kurumlarda bu bilgiyi ilgilisiyle paylaşmamış yani sanki GİZ'lenmiş.] Okumasını bitiren Pamukoğlu, belgeyi subay arkadaşlarına uzatmış ve “okuyun ve benim neden biz PKK ile savaşmıyoruz dediğimi anlayın, Allah yardımcınız olsun” demiştir. BU BİR GİZ, DOLAYISIYLA BİR SORUDUR. Ama yanıtlanmamıştır. Bu soruyu en azından hem adı geçen kurumlar hem pkk yanıtlamalıdır. Önemli bir sorudur. Yanıtta bu nedenle hem artzamanlı hem eşzamanlı olayları önemli ölçüde aydınlatacak niteliktedir. Diğeri, 7 askerin, el bombası ile yaşamlarını yitirmesi sonucu yargılanan ve rütbesi sökülen albaya ait iddiadır. Gerçi bu iddia mahkeme savunması ile kamuoyuna yansıdı. Ancak yanıtlanmadı. İddia şu: Dağlıca baskını öncesi elde edilen istihbarat bilgilerine göre hazırlık yapan eylemcilere yönelik planlanan saldırı, üstleri tarafından onaylanmamış ve ters yöne bir arama tarama faaliyetine gönderildikleridir.

Bu iki soru örnektir, şimdi özellikle Pamukoğlu’nun savı bir kitapta birçok savdan biri ama en ciddisidir. Bu sav savaşan herkes tarafından yanıtlanmalıdır. Ama özellikle toplum bu sorunun yanıtı ile uğraşmalıdır. Abdullah Öcalan’ın sorgusu, kitapları, savunmaları; Şemdin Sakık’ın kitapları artık bir komediye dönüştüğünü basından izlediğimiz subayların mahkeme tutanakları da bu sorulara katılıp iç içe yanıtlanması gereken çok giz dolu sorular ortaya çıkmaktadır.

Pamukoğlu’nun yazdığı hiç gündeme alınmadı, tartışılmadı, hatta emekli olup parti kurduktan sonra kendisi de bunu hiç gündeme getirmedi.

Şimdi çok kanlı bir süreç yaşanıyor ve insanlar sadece kan ve acıyı görebiliyor, duyumsayabiliyor ve tüm gerçeklik olarak bu somutluğu anlıyor. Oysaki bu somut acı ve kan kaynağı gerçeklik, belki daha büyük bir gerçeklik için bilinçli, planlı, çok uluslu ve işbirliği içinde gerçekleştirilmektedir. Birden bire, aniden durması, bu süreçte kararlar alınması, hatta daha da ötesi karşıtların/çatışanların aynı hizada aynı hedefe dönük bir yönelime girdiklerini görünce, sırf bu somut kanlı acılı sürecin etkisi ile insanlar ne olup bittiğini anlayamayacaklardır. Amaç anlayamamayı sağlamakta, binlerce gencin ölmesi, oyun kurucularca hiç ama hiç önemli değildir. Büyük ve önemli bir gerçekliğin gerçekleşmesi için savaş ve ölüm bir araçsa, bundan çekinmeyecekleri bilinmelidir. 1. ve 2. Dünya Paylaşım Savaşları, Irak, Libya, Afganistan en somut örneklerdir.

Son söz olarak, bana kalırsa bu savaş görünürdeki tarafların uzlaşısı ile bitecek bir olay değil, her iki tarafta teslim alınmış ve onlarla kedi ile oynanır gibi oynanmaktadır. Savaş her iki tarafın tam teslimiyeti ve kendilerine daha büyük güçlerin emirlerine hazırız deninceye kadar sürecektir.  Diğer açıklamalar, öneriler, saptamalar, değerlendirmeler hata eylemle  biraz gerçeği gizlemek birazda temel gerçeğe yaklaşmak içindir.

Korku filmi TESTERE’yi izleyenler bilir, kapalı alanda tutulan iki kişi vardır. Öyle bir düzenek kurulmuştur ki, kişiler ancak bir diğerinin öldürerek kurtulabilecektir, kapana kısılmışladır,  böyle bir çaresizlik içindedirler. Bizdeki savaş biraz bu düzeneğe benziyor.

Düşünmek, böyle ilgili parçalar üzerinden birleştirme işidir. Bunu yapmak bu kanlı süreci ve sonucunu öngörmeyi de sağlayacak, ama daha önemlisi belki süreci durduracak ve gençlerin ölümü sonlanacaktır.

Şairin dediği gibi

“Sokakta,

kitapta

ve

yürekte

yenebilmek yalanı

ve

Anlamak

Sevgilim o bir müthiş bahtiyarlık

Anlamak

Gideni ve

Gelmekte olanı”