Tek bir tutkunun, duygunun esiri olanlar, gözlerini öyle bir kaparlar ki hayata çevrelerinde bir dünya döner durur da farkına varamazlar. İnsan, takmışsa bir kere at gözlüklerini başka renkleri, tatları, kokuları keşfetmesi mümkün değildir. Çünkü ancak hayal kuranlar görebilirler rüyaların ötesini. Biraz sonra okuyacağınız masal, tam da bunu anlatıyor.

Çok uzaklarda, denizin ve ufkun ötesinde Mavi ülkesi varmış. Burada yaşayan insanlar maviyi çok sever hep mavi giyerlermiş. Erkeklerin başında mavi bir şapka, kadınlarda ise mutlaka mavi şallar olurmuş. Huzurlu ve sakin bir ülkeymiş Mavi. İnsanları dürüstlükten ve sadakatten asla ödün vermezmiş. Öyle ki rüyaları bile maviymiş ve hiç kabus görmezlermiş.

Mavi ülkesine çok uzak bir başka ülkede ise kırmızılar hüküm sürermiş. Ateşin ve güneşin her tonunda kırmızı yaşarmış Kırmızı ülkesinde. Heyecan ve ihtiras kol gezermiş sokaklarında. Hareketli ve enerji doluymuş insanları. Gülmeyi, eğlenmeyi çok severlermiş.  Bu ülkede çiçekler hep kırmızı açarmış. Ağaçların yaprakları, kuşlar ve gökyüzü bile binbir tonda kırmızıymış. Erkekleri kırmızı paltolar giyer, kadınları kırmızı gülümsermiş.

Her şeyin bu kadar güzel gittiği Mavi ülkesinde, mavi giymekten yorulmuş bir adam varmış. Göz alabildiğine mavi, adamın canını sıkmaya başlamış. Bir gün adam, mavi bir ata binmiş ve başka renkler görmek umuduyla yola çıkmış. Üç gece ve üç gündüz hiç durmadan gittikten sonra etraftaki mavilerin giderek azalmaya başladığı bir nehir kıyısında biraz dinlenmek için mola vermiş. Uzanıp uyuduğu bir ağacın altında rüyasında kırmızı bir yoldan geçip kırmızı bir ülkeye vardığını görmüş. Bilmediği bu tutkulu renkten öylesine etkilenmiş ki adam, uyandığında hemen atına binip bilmediği kırmızılara doğru yola koyulmuş. Yine üç gece ve üç gündüz yolculuk yaptıktan sonra renklerin giderek kırmızılaşmaya başladığını fark etmiş. Doğru izde olduğuna kanaat getirerek atını sürmeye devam etmiş. Şehrin ortasına geldiğinde daha önce hiç bu kadar kırmızıyı bir arada görmediğinden büyülenmiş. Her şey ve herkes öylesine kırmızıymış ki adamın kırmızıdan başı dönmüş. Kırmızı ülkesinin insanları da maviler içindeki bu adamı hayretle ve ilgiyle karşılamışlar. O gece maviler içindeki bu adamı kırmızı ülkesinin en güzel kadını misafir etmiş. Adam, kadına sabaha kadar geldiği Mavi ülkesini, denizlerin dalgasını, gökyüzünün genişliğini anlatmış. Kadınsa; kırmızı narları, ateşi ve gülü anlatmış.

Renklerin savaşında elbette ne kırmızı kazanabilmiş ne de mavi. Belki de bugün bile iki uzak ülkedir Kırmızı ve Mavi. Gel gelelim masallar mutlu bitmeli.

Kadın, çok merak etmiş adamın anlattığı Mavi ülkeyi. Ertsesi gün kırmızıyı çok seven kadın yanına en çok sevdiği kırmızı eşyalarını da alarak adamla birlikte Mavi ülkesine doğru yola çıkmış.

O günden sonra kırmızının sıcağından bunalanlar huzuru mavide bulmuş, mavinin sakinliğinde üşüyüp biraz ısınmak isteyenler de hep kırmızıya koşmuş.