Neler yapmamalı sorusunun yanıtı daha kısa olabilir. Bu nedenle bu yazıda birinin eğitimini kolaylaştırmak amacındaki kişinin yapması gerekenler, ana hatlarıyla, örnekler verilmesine karşın, "nasıl" boyutunda derinliğe inilmeden, "ne" boyutundaki etkinliklerine yönelinmiştir. Farklı eğitim alanları için, bunlara eklenecek özel uygulamalar elbette olacaktır.

Çocukların ve öğrenmek isteyen yetişkinlerin gelişimi için bir yardımcı olması gereken öğretmenden beklentiler, eğitimi kolaylaştırıcı çağdaş gelişmelere karşın azalmış değil. Bilmeyen için bir şeyi yapmak, kolay değildir. Kolay veya zor olmak görelidir. Bilmediğim bir şeyi yapmak benim için zor olabilir, bilen için kolaydır. Bir aracı tamir etmek benim için zor, tamircisi için bana göre daha kolaydır. Yapılacak şeyin yapılabilir ve kolay olması, onunla ilgili bilgilerin ve bu bilgilerin kullanımlarının bilinmesine, anlaşılmasına ve deneyimlenmesine bağlıdır. Eğitim dediğimiz, "bilgiyi edinme, anlama, değerleme, deneyimleme" süreci, bilmeyen için zordur, bu zorluğun kolaylaştırılması gerekir. Çünkü bu zorluk kolaylaştırılmazsa, kişi bilmek ve yapmaktan vazgeçebilir, amacına ulaşması için daha çok kaynak (zaman, para, çaba...) kullanmak zorunda kalabilir, veya amacından vazgeçebilir. Bu süreçte birçok kaynak da ziyan olabilir. Bu sıkıntıların yaşanmaması için, "öğrenme, anlama, değerleme, deneyimleme" süreçlerinde, bunları amaçlayanın bir yardımcıya gereksinimi vardır. Bu yardımcının eski adı öğretmendir.

Öğretmenin, bilimsel ve teknolojik gelişmeler sonunda değişen rolü, onun adını da değiştirme zorunluğu doğurmuştur. Eskiden, kitap, bilgisayar, internet gibi bilgi sağlayıcıların olmadığı veya çok zor ve kıt bulunduğu dönemlerde, öğrenme ortamındakiler arasında "bilgi" ye sahip hemen tek kaynak öğretmendi. Bu sonuç, onu, "bildiklerini bilmeyenlere aktarma" çabasına götürmüştür. Bugün hala eğitim süreci, birçok yerde yoğun biçimde böyle yanlış işlemektedir.

Bilgiyi edinen kişinin anladığı ve kullanabileceği varsayımı, pek çok durumda doğru değildir. Damlaya damlaya göl olduğunu, yemekleri ağızda çok çiğnemek gerektiğini, yıllık faiz hesaplama formülünü öğrenmiş olabilirsiniz. Bunları, nedenlerini anlamamışsanız, farklı durum ve sorunlarda bu bilgileri uygun kullanamazsınız. Örneğin bu ezber bilgiye uyup, çorbayı da ağzınızda çok çiğnemeniz gerekir, birikim bilincine erişemezsiniz, faizin süresi yıl değil ay olarak verilince şaşırır veya yanlış hesap yaparsınız.  Eğitim, bilgiye sahip olma (öğrenme), onu anlama, değerleme ve deneyimleme çabaları sonunda oluşur. Öğrenme, bilginin işlevini yerine getirmesi için yeterli değildir. Bir şeyi öğrenebilirsiniz, ama anlamamışsanız, nasıl kullanacağınızı deneyimlememişseniz, bilgiyi değer sisteminizde bir yere oturtmamışsanız, o bilgi kullanıma giremez veya girmez. Örneğin bir sürücüye, dönüşlerde sinyal vermesi gerektiğini öğretebilir, hatta nasıl sinyal vereceğini deneyimletebilirsiniz. Ama bu bilgiyi onun değer sistemiyle ilişkilendirmezseniz, Türkiye'deki birçok sürücünün yaptığı gibi, sinyal vermeden dönüş yaptığını yani bilgiyi kullanmadığını görürsünüz. Çünkü o bilgi onun için değerli değildir, "ne olmuş yani" der, değerinin farkına varmamıştır, bunun için de kullanma gereksinimi duymaz. Sigara içenler de sigaranın zararlı olduğunu öğrenmiş ama bunu anlamamış, bu bilgiyi sağlık ve mutlu yaşam değerleriyle ilişkilendirmemiş kişilerdir. Değer sistemimizle ilişkilendirdiğimiz bilgileri kullanmaktan, o değerleri aşındırmadıkça, terk etmedikçe vazgeçemeyiz. Kullanmadığı bilgiyi taşıması, insana gereksiz bir yüktür.  İşte bu eğitim süreçlerinin hepsinde, "kendini kendi çabasıyla eğitecek kişinin", bu süreçleri kolaylaştırıcı birilerine gereksinimi vardır. Bu kolaylaştırıcının eski adı öğretmendir ve onun günümüzdeki doğru adı artık öğretmen değil,"kolaylaştırıcı" dır.

Kolaylaştırıcı, sadece insan değildir. Bir alet, bir olay, bir deneyim de eğitim için kolaylaştırıcı olabilir. Bir aracı kullanmaya çalışınca, bir olayı gözlemleyince, bir deneyim gerçekleştirince,   eğer düşünürsek bunlardan kendimizi eğitme fırsatları çıkarabiliriz. İnsan olan kolaylaştırıcı (eski adı öğretmen olan kişi), "kendi kendini eğitecek" olan öğrenicinin gerekli bilgiyi bulmasını, onu anlamasını,  kurgulamasını, deneyim ortamını ona zarar vermeyecek şekilde oluşturmasını, bütün bunları kişinin değer sistemiyle ilişkilendirmesini kolaylaştırması gereken kişidir.

Eğitimde kilit noktalardan biri, bu işin (eğitimin), kişinin ilgisi, isteği ve çabası ile olabileceğinin bilinmesidir. İnsan, kendi isteği ve çabası dışında da öğrenebilir. Bir şarkıyı öğrenmek istemeyen ve bunun için çabalamayan birine, zorla dinleterek öğretebilirsiniz. Ama kişi bu şarkıdan nefret edebilir ve hiç söylemeyebilir. İstenmeden öğrenmede, bilginin öğrenilme ve kullanılma olasılıkları düşer. İstememenin verdiği direnme ve ilgisizlik, öğrenme ve kullanmaya engel oluşturur. Bilgi edinme sürecinde "kolaylaştırıcı"ya düşen, kişinin edineceği bilgiyi isteği içine almasını, öğrenme için çaba göstermesini kolaylaştırmaktır. Kolaylaştırıcı, bu ilgi ve isteği kullanarak, bunlarla ilgilendireceği eğitsel etkinlikler düzenleyebilir. İlgisi top oynamaya yönelmiş öğrencinin bu özelliğinden yararlanılarak ona yerölçümdeki (geometri)  küre, çember ile ilgili bilgiler ve bunların kullanımı kazandırılabilir. Yerçizimdeki (coğrafya) dünya küresi, meridyen ve paraleller, bunların kullanımları, ölçümleri, günlük yaşamdaki yararları ile ilgili eğitim de aynı ilgi kullanılarak verilebilir.

Öğrenci, bir bilgiyi edinmeye istekliyse, kolaylaştırıcının işi kolaydır, öğrenme güdüsü oluşmuştur. Öğrenci, yaşamında gereksinim duyacağı bir bilginin farkında olmayabilir. Farkında olmadığımız şeyi öğrenme isteği de duymayız. Bu durumda kolaylaştırıcıya düşen görev, öğrenecek olanı o bilgiyle tanıştırmak, o bilgiyi gerekseyeceği ortamlar örneklemek, oluşturmak, o bilginin olmadığı durumlardaki sıkıntısını farketmesini kolaylaştırmak, böylece öğrenecek olanda o bilgi için merak ve istek uyandırmaktır. Örneğin, bir öğrenci, yerölçüm( geometri) şekilleri, onları öğrenmenin yararlarını bilmeyebilir, bu nedenle de onda böyle bir öğrenme isteği ve merakı oluşmayabilir. Kolaylaştırıcının görevi, öğreneni bu şekillerle tanıştırmak, onlarla ilgili bilgilere nerelerde ve nasıl gereksinim duyabileceğini görmesini, anlamasını, merakını onlara yöneltmesini, onları öğrenme isteği duymasını kolaylaştırmaktır. Örneğin, bir uzaklığın ne kadar olduğunu( bir aracın, insanın uzaklığı, bir tepenin yüksekliği vb.) tahmin etmesi istenebilir. Bu uzaklığın-yüksekliğin, oraya gitmeden doğru olarak hesaplanabileceği söylenerek onda bu işin nasıl yapılabileceğine merak, ilgi uyandırılabilir. Bu hesaplamanın nasıl yapılacağı da şekil özellikleri ve ilişkileri öğrenilerek gerçekleştirilebilir. İlgi duyması ve öğrenmek istemesi için o bilgiyi kullanarak çözebileceği bir sorunla karşılaşması sağlanabilir. Örneğin, elini nasıl yıkaması gerektiği veya musluk kullanma bilgisini edinmesi için, ellerini kirleteceği bir etkinlik yaptırılabilir. Bir bilgiye merak ve ilgi uyandırmanın ilk adımı, öğrenciyi tanımaktır.

Öğrencinin güçlü ve zayıf yönleri, fırsatları, sıkıntıları, bilgi-becerileri, ilgileri, merakları, gereksinimleri,  aile arkadaş ve öğretmenleriyle ilişkileri, olanakları, ev yaşantısı, dersdışı zaman kullanımı, sağlığı, istek ve beklentileri, geleceğiyle ilgili düşünceleri mutlaka iyi bilinmeli, bu bilgiler güncellenmelidir. Bunları bilmeyen öğretmenin öğrencinin kendini eğitmesini kolaylaştırmaya çalışması, bozuk bir otomobil hakkında bilgisi olmayan birinin, o otomobili yürütmeye çalışmasına benzer. Kolaylaştırıcılık, ancak bu tanıma bilgileri kullanılarak, ona kazandırılacaklarla bu bilgilerin ilişkileri kurularak işlevsel hale getirilebilir. Bir becerisini bildiği öğrencinin, bunu başarıyla sergilemesi için fırsat ve ortam sağlayan kolaylaştırıcı, bu kişinin kendine güven ve girişim güçlerini kullanmasını, artırmasını kolaylaştırabilir. Ödevini yapması için gerekli kaynakları bulmakta zorlanacağını bildiği bir öğrenci için, okulun kaynaklarını kullanma olanağı yaratabilir.

Kolaylaştırıcılığı kullanabilmenin başka bir yolu, öğrenene ilgi, sevgi, yakınlık göstermektir. Sadece öğretmenlerinden değil, ailesinden, arkadaşlarından, ilişkide bulunduğu diğer kişilerden de bunları bulması sağlanmaya çalışılmalıdır. Öğrenen, kendini güvende hissetmelidir. Asık yüzlü, hata arayan, azarlayan, sevmeyen, ilgilenmeyen bilemeyince kızan, korkutan, düşman gibi davranan öğretmen, işlerini zorlaştıran aile,  güvenliğini tehdit eden, yardımını esirgeyen arkadaş, öğrenme ilgi istek ve çabasına zarar verir. Yanlış yaptığında ona anlayışla yaklaşan, öfkelenmeyen, yanlışını görüp olası sonuçlarının farkına varmasına yardım eden, doğru yapmasını kolaylaştıran, yapınca beğendiğini belli eden "Kolaylaştırıcı", öğrenciye kapılarını iyi duygu ve davranışlarla açarsa, öğrenci de ona kapılarını açacaktır. "Kolaylaştırıcı", her öğrencisi için en az bir sayfayı dolduracak kadar tanıma bilgisi edinip kullanmalıdır. Annesi ölmüş bir öğrenciye, "Annen sana yumurta almak için elli lira verdi..." diye başlayan cümle kurmamalıdır.

Kolaylaştırıcı, öğrenenle birlikte, öğrenenin ilgi ve isteğiyle ilişkilendirilmiş hedefler belirlemeli, bunlara götürücü bir eğitim ortamı oluşturmalıdır. Bu ortam, fiziksel olarak rahat edilen, hedeflere ulaşmayı kolaylaştırıcı araçlarla donatılmış, farklı duyu organlarına hitap eden, öğrenci özelliklerini gözeten şekilde düzenlenmelidir. Ortam, bir oda, işyeri, dere kenarı, bahçe, tarla... olabilir. Bunların hangisinin seçileceği, hedeflere, olanaklara göre belirlenir. Ortam, bağımsız ve birlikte çalışmaya uygun, deneme-uygulama düzenekleri olan, öğrenenin bunları korkmadan kullanabileceği, amaca götürücü araçlarla donatılmış bir yer olmalıdır. Ortam, öğrenciye kendini gösterme, yapabileceği birşeyi sergileme, kendini gerçekleştirme fırsat ve olanağı vermelidir. İnsan iyisini yapma fırsatı bulamazsa kötüsünü yapar. Top tepme fırsatı vermezseniz, arkadaşlarını, duvarları, sıraları teper. Dışarıda koşmasını engellerseniz bina-oda içinde koşar. Öğrenme ortamında, hedeflere götürücü etkinlikler düzenlenmeli, öğrenenin sorgulayarak, yaparak yaşayarak, kendi çabasıyla öğrenmesi esas alınmalıdır. Etkinlikler, sözel, görsel, somut, dokunsal, ögeler taşımalı, sanal değil, gerçek yaşamsal olmalıdır. Trafik ışıklarıyla ilgili eğitim verecekseniz, ortam ya doğal, ya da öğrenenin düzenleyeceği yapay bir kavşak olmalıdır. Bir ortam, araçlar ve yöntem istenen başarıyı-sonucu sağlayamıyorsa, aynı ortam araç ve yöntemde ısrar edilmemeli, bu sonucu üreten nedenlere bakılarak, değişiklik yapılmalıdır.

           

Öğrenecek olanın, hedefleri açık olarak görmesi, onlara ulaşıcı etkinlikleri planlayıp yapması, ulaştığı sonuçları hedeflerle karşılaştırması, eksik ve yanlışlarından kendini kurtarması, kendi çabasıyla gerçekleşmeli, kolaylaştırıcı, gerektiğinde düşündürücü-buldurucu sorularla bu süreçlere destek olmalıdır. Kolaylaştırıcı, kendisi yapmak yerine öğrenene yaptırmalı, bulup söylemek yerine öğrenene buldurmalı, öğrenilenin sorgulanarak anlaşılmasını esas almalıdır. Bir bilginin anlaşılması, parçalarının ve bu parçaların özelliklerinin, parçaların birbirine bağlanma kurallarının, parçalar arasındaki ilişkilerin, bilginin ilgili diğer bilgilerle bağlantılarının bilinmesine bağlıdır. Bu ilişkilerin sadece nasılları değil, nedenleri de bilinmelidir ki anlama olabilsin. Öğrenenin giysi devrimini anlayabilmesi için, giysinin ne olduğu, çeşitleri, hangi amaçlar için hangi giysilerin neden daha iyi olduğu, hangi amaçlar için hangi giysilerin yeğlenmesinin ne yararları olduğu ve bunların nedenleri hakkında düşünme ve denemeye dayalı yaşantı oluşturması sağlanmalıdır.

Edinilen her bilgi mutlaka sorgulanmalıdır. Bulunan bilgileri doğru kabul etmek, eğer öyle değillerse yanılgı ve zarar üretir. Sorgulama, anlamayı sağlamaya, tamamlamaya yardım edeceği gibi, bilginin yanlış ve eksik yanları varsa görülmesini de sağlayabilir. Anlamada oluşacak eksiklikler, yanlış anlamalar, bunlara yönelik sorgulamalarla giderilebilir, düzeltilebilir. "Bunu böyle yaparsak şöyle bir sorun oluşmaz mı" sorusu, öğrenenlerin tartışmaları sonunda,"şu basamaktan sonra yaparsak oluşmaz" bilgisine ulaştırıcı biçimde karşılık bulup, soruyu soran, "ben o basamağı atlamışım" dediğinde, bir anlama eksikliği giderilmiş olur. Öğrenen böyle bir soruyu düşünmezse, çekinip soramazsa anlama eksik gerçekleşir, uygulamada sorunlar oluşur. 

Edinilen bilgilerin sorgulanması, eksik ve yanlışlarının olup olmadığını anlamaya yönelik de olmalıdır. Bir bilgi doğru bulunup uygulanmaya konulmadan önce, bu iki açıdan sorgulanmalıdır. Bilimsel bilgide inanmak, o bilgiyi veren otoriteye güvenmek yoktur. Çünkü böyle yapan kişi aldanabilir, aldatılabilir. Bilgiyi veren o konuda yetkin biri de olsa, yanlış veya eksik bilgi vermiş olabilir, bunun olup olmadığı bilinmeli, bunun için de edinilen her bilgi için yanlışlama-eksikleme sorgulaması yapılmalıdır. Bilgiyi veren,  kasıtlı  olarak  eksik veya yanlış bilgi vermiş olabilir. Çıkar çatışmalarının egemen olduğu günümüz dünyasında, birinin kazancı diğerinin kaybını gerektiriyorsa, taraflar eksik ve yanlış bilgilerle birbirini aldatmaya girişebilir. Aldatma amaçlı insanlar, bunu sağlamak için eksik veya yanlış bilgi üretirler. Örneğin bir hükümet, halkın tepkisini engellemek, onları işlerin iyi gittiğini düşünmeye iterek aldatmak için, "dışsatımımız yüzde on arttı" şeklinde doğru ama eksik bir bilgi yayabilir. Bu bilgi, "nereleri yanlış " ve "eksikleri neler" , "neden eksik veya yanlış" diye sorgulandığında, bilgi edinen, şu gerçekle karşılaşabilir: Dışsatımımızın yüzde on arttığı doğru ama bu bilgi bu konudaki bir değerlendirme için eksiktir. Çünkü aynı zamanda dışalımımız da yüzde yirmi artmıştır. Bu durumda, hükümetin dediği gibi yüzde onluk bir sevinme gerekçesi değil, tam tersine yüzde onluk bir kaygı kanıtı vardır. Hükümet bizi aldatmaya çalışmaktadır. Sorgulamadan inanmaya kalkışırsak aldanabiliriz. Sorgulamadan inanma koşullanmaya, o da kendi amaçlarımızdan uzak, başkalarının amaçları yönünde bilinçsiz çabalara götürür. Koşullanma, bir uyaran karşısında, önceden öğrenilmiş bir davranışın, düşünmeden, bilinçsizce gösterilmesidir. İnsan değil, hayvan eğitiminde-yaşamında kullanılır.

Bilimsel bilgi üretimi de sorgulamayla olur. Bir sorun-durumla ilgili her bilgi toplandıktan sonra, ulaşılan sonuçların eksiği ve yanlışının aranması için deneme düzenekleri oluşturulur, eksik ve yanlışlar denenerek aranır. Eksik ve yanlış bulunursa, tamamlama ve düzeltme yapılıp tekrar denenir. Eksiği veya yanlışı bütün bu denemeler sonunda bulunamayan bilgiler, gelecekte eksik veya yanlışı bulunana dek doğru kabul edilip öyle kullanılır. Bu sorgulamalar, yanılgı olasılığını azaltır, sorgulama yapılmadan doğru kabul edilen bilgilerin yanıltma olasılıkları yüksektir. Sorgulama, eksik ve yanlışları görebilmemize hizmet eder. Birisi bizden bir bilgiye sorgulamadan inanmamızı istiyorsa, o bilginin eksik ve yanlışlarını görmemizi istemiyor, bizi aldatmaya çalışıyor demektir. Sorgulamadan inanıyorsak anlayamayız, aldatmalara açık oluruz. Kendi amaçlarımız yönünde değil, aldatıcının çıkarları yönünde yürürüz. Öğrenenin anlayabilmesi ve aldanmaması için sorgulaması gerekir.

Soru sormayan öğrenen, çok iyi anlamış olabileceği gibi, hiç anlamamış da olabilir. Kolaylaştırıcı bunu gözden kaçırmamalı, hangisinin olduğunu anlamak için soruları o sormalıdır. Öğrenme eksiklikleri ve yanlışlıkları bu sorular sonunda ortaya çıkarılarak öğrenenin kendi çabalarıyla kendini düzeltme ve geliştirmesi  sağlanmalıdır. Öğrenenin, bilgiyi edinme ve kullanabilme düzeyleri, uygulamalarla belirlenmeli, eksiklerini tamamlaması, yanlışlarını düzeltmesi için ek etkinlikler düzenlenmelidir. Değerlendirmenin amacı, düzeltmek ve geliştirmektir. Kişisel farklar gözetilerek, bu etkinliklerin mutlak bir düzeyi değil, öğrenene göre bir "üst düzey" esas alınmalıdır. Bu düzey, öğrenene, bazı arkadaşlarından daha alt bir düzey değil, kendisi için üst düzey olarak belirtilmelidir. Yarışmayı, öğrenen, başkalarıyla değil,  kendisiyle yapmalıdır. Bu aşamada da, bilgileri öğrenen bulmalı, özelliklerini o öğrenmeli, o bilgileri amaca göre kendisi bütünleştirmeli, bütünleştirme ilişkilerini (yapıyı) kendisi kurmalı, bilgiyi kendisi bütünlemeli, kendisi yapılandırmalıdır. Kolaylaştırıcının rolü, bu süreçlerde buldurucu sorular sorarak, yapılandırmayı öğrenenin yapmasını kolaylaştırmaktır. Bir ilişki bilgisini kullanıp kullanamadığını denemek için kolaylaştırıcının sorduğu bir problemi öğrenci çözmeli, tıkandığında, "ne yapmak istiyorsun, neyi bulmak istiyorsun, bunun için kullanabileceğin hangi bilgiler var, gereksediğin ama verilmemiş bir bilgiyi verilmişlerden yararlanarak nasıl bulabilirsin,bu bilgilerin hangilerini kullanmalısın, neden" gibi buldurucu sorular öğrencinin anlamasını ve eyleme geçmesini hedeflemelidir. Önemli olan öğrencinin şöyle veya böyle o sorunu çözmesi değil, neleri, hangi sırayla, neden yapması gerektiğini anlamasıdır. Öğrenci, ne, neden, nasıl, ne zaman, nerede, daha başka, daha sonra gibi sorgulamalarla anlamaya ulaşmalıdır.  Bugün yoğun olarak okullarda uygulanan "hazır bilgi vermek" veya "hazır bilgi buldurmak", bir paketin içini açmadan üstündeki etiketi ezberletmek demektir. Yapılması gereken, öğrenenin paketi ve özelliklerini tanımasını, içini açıp nelerden oluştuğunu görmesini, bu parçaların özelliklerini ve birbirleriyle nasıl ilişkilendirildiklerini anlamasını kolaylaştırmaktır. Öğrencinin baklavayı anlaması için ona üzerinde baklava yazılı bir paket vermeniz yetmez. Paketi açmalı, baklava denen şeyi nelerin, hangi süreç ve ilişkilerle nasıl oluşturduğunu kendisi inceleyerek görmeli, bir de onu tatmalıdır. Baklavanın ne olduğunu o zaman daha iyi anlar.

Kolaylaştırıcı, eğitim sürecinde olumsuz konuşmamalı, "hayır" yerine, "amacına ulaştın mı, böyle yaparsan ne olur, daha başka bir şey yapman daha iyi olur mu, başka neler yapabilirsin, " gibi düşündürücü, buldurucu soruları yapılması istenen işe özelleyerek sormalıdır. "Hayır, olmadı, beğenmedim" gibi olumsuz sözler, özellikle çocuklar için sürekli birer engelleyici, cesaret kırıcı olurlar, bu engelleri onun yıkması çok zor olur. Kolaylaştırıcının güler yüzünün desteklediği bir hoşgörü ve sorularıyla bulduracağı uygun yollar, öğrenme isteğini ve çabasını artırır.

Öğrenmenin anlamayla birlikte oluşması gerekir. Anlamadan da bir şeyler öğrenebiliriz ama gerektiğinde o öğrendiğimizi kullanamayız. Eğitimin tamamlanması için anlayarak öğrenme ve yaparak deneme de yetmez, anlaşılarak öğrenilenin gerektiğinde kullanılması gerekir. Bunun için öğrenilenlere bir değer (önem) verilmeli, onun kullanılmasının oluşturacağı değer bilinmeli, her bilgi, kişinin değer sistemi içinde bir yere bağlanmalıdır. Kırmızı ışık yanarken geçmemeliyiz bilgisi, kırmızı ışıkta geçersem başkalarının zamanını çalmış olurum, başkalarına zarar veririm, onları ve kendimi tehlikeye atmış, başkalarını da bu kuralı çiğnemeye teşvik etmiş olurum. Bunlar zarar üreteceklerinden, benim değerimi düşürür. Başkaları veya polis görmese de bunları yaptığımı, değerimi düşürdüğümü "ben" biliyorum. Kendimi değersiz hissetmek istemiyorsam kırmızı ışıkta geçmemeliyim düşüncesi ve bilinci ile bağlantılandırılmalı, bilgi yaşam bilincine dönüştürülmelidir. İnsanların ellerindeki çöpleri rastgelen yere atması, çöplerin nereye atılması gerektiğini bilmemesinden değil, bu bilginin değerini bilememesinden, yere çöp atınca değerinin düşüklüğünü kanıtladığını, hangi değerli şeylere zarar verdiğini anlayamamasından, bu bilince ulaşmamış oluşundandır. Bu nedenle eğitim, sadece bilgi değil, bilinç kazandırma işidir. Değerli bulmadığımız veya değerini bilmediğimiz bilgileri kullanmamız beklenmemelidir.

Kazanılan, anlaşılan, bir değer sistemiyle ilişkilendirilen bilgilerin kullanımını gerektiren sorun durumları oluşturulmalı, öğrencinin bu durumlarda öğrendiklerini kullanma uygulamaları yapması sağlanmalıdır.  Bu uygulamalar, öğrenilenin kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe gönderilip orada tutulmasını ve gerektiğinde anımsanmasını kolaylaştırır.  Bu uygulamalardan edinilen dönütlere bakılarak, öğrencinin o bilgilerini kullanma ve başarı elde etme düzeyleri belirlenmeli, kişisel farklar da gözetilerek gerekli ekleme ve düzeltmeleri yapması kolaylaştırılmalıdır. Uygulamaların bir amacı da kişinin öğrendiklerini kullanma becerilerinin geliştirilmesi, onun ustalaştırılmasıdır. Ustalaşmak, bildiğini deneyimleyerek kendini denetlemeyi, deneyimlerinden ders çıkararak bilgisini yetkin olarak kullanma becerisi geliştirmiş olmayı anlatır. Bir bilginin daha yararlı kullanımı için, kullananın becerikli, deneyimlerle kendini geliştirmiş olması gerekir. Bilgiyi beceri ile kullanmaya alışmamış olana acemi derler. Acemiler, bilgilerini kullanırken daha çok yanlışa açık, daha çok zaman gerekseyen, daha kalitesiz üreten olurlar. Öğrencinin, öğrendiği bilgisini bir acemi değil, belli düzeyde bir usta olarak kullanabilmesi ve kolay anımsaması için onu çeşitli sorun durumlarıyla karşılaştırmak, bilgisini uygun kullanabilme becerisini geliştirmesini sağlamak, kolaylaştırıcının ona vermesi gereken bir destektir. Bu amaçlara dönük olan uygulamaların, önce soyut durumlar yerine, günlük yaşam sorunlarından oluşması, uygulamayı kolaylaştırır, soyut durumlar için birikim sağlar, bilginin somut yararını görmek yoluyla, ilgi ve çabayı anlamlı kılarak artırır. Öğrenilen bir müzik bilgisi, öğrencinin söyleyeceği bir müzik parçasında kullandırılmalı; "sosyal" bir bilginin, düzenlenen bir sosyal etkinlikte uygulanmaya çalışılması sağlanmalıdır. Öğrenenin bu sonuçlara kendiliğinden ulaşması beklenmemelidir, çünkü bir işi yıllarca yaptığı halde iyi yapamayan pek çok insan vardır. Elbette kişinin gelişiminin önü açıktır ama bu gelişimin ilk basamağında kişinin gereksediği destek, kolaylaştırıcı tarafından verilmelidir. Uygulama, en azından, kişi o bilgisini kullanmaya kalkıştığında oluşacak zararları azaltıcı, bilgiyi kullanmaktan vazgeçmesini önleyici sonuçlar sağlamalıdır.

Kolaylaştırıcının görevi,  anlatan – bulan - yapan olmak değildir. O,  öğrenenin isteklenme, bulma, anlama, yapma çabalarını gerçekleştirebilmesi için uygun ortamlar yaratması,  onun bu ortamlardaki çabalarında karşılaştığı sorunları kendi kendine çözebilmesi için, gerekli çabaları bulup gerçekleştirmesini sağlayıcı sorular sorması gereken kişidir. Bu kişinin eski adı öğretmen, günümüzdeki gelişmeler ışığındaki yeni adı "kolaylaştırıcı"dır.

Kolaylaştırıcılık, insanı farklılaştırmayı amaçladığı, insanla uğraş olduğu için,  çok zordur. Özellikle de birazcık bir şeyleri yarım yamalak öğrenince her şeyin en iyisini-doğrusunu ben biliyorum sanan; bunun için hiçbir kanıtı olmamasına karşın, sizin kanıtlarınızı anlamaya bile çalışmayan; diplomanın-unvanın, geçerliliği verildiği zaman ve verilme koşullarıyla sınırlı bir belge olduğunu, yanlışlıkla veya sahte olarak da elde edilebileceğini hesaba katmayan, okumayan, okuduğunu anlamayan, bazen da yanılgılarını az da olsa farketmesine karşın bunu ne size ne de kendisine söyleme cesareti olmayan, diploma veya anlamadan ezberlediği bilgi düzeyi arttıkça bağnazlığı da artan insanla uğraşmak gerçekten zordur. Okullardaki kolaylaştırıcılarn bir "kolaylığı", uğraştığı insanların çoğunun, henüz bu hastalıklara tutulmamış gençler oluşudur.

Her tür ve düzeydeki kolaylaştırıcılara, saygılarımla,