Bu yazının amacı eğitim sistemimizin dayanması gereken ilkeler doğrultusundan nasıl yapılandırılabileceğine dair genel bir çerçeve çizmektir. Bu bağlamda bütünsel bir yaklaşımla eğitimin nasıl örgütlenmesi gerektiği, hangi aşamalardan geçmesi gerektiği, öğretmen yetiştirme konusunda neler yapılabileceği tartışılmıştır.

Temel İlkeler

Ulusal eğitimin amacı ulusun bireylerinin özgür insanlar olarak yetiştirerek, olabilecekleri en iyi şey yani kendileri olmalarını sağlamak olmalıdır. Bu temel amaç doğrultusunda yetiştirilecek yeni insan yalıtılmış bir alanda uzmanlaşmış bir cahil olmayacaktır. Yeni insan sanat, bilim, spor, yazın vb. insani gelişimin her alanı ile bağlantılı ve kendini bütün bu alanlarda geliştirebilecek becerilere sahip bir kişi olmalıdır. Yeni insan bilişsel alanın yanı sıra en az bilişsel alan kadar önemli olan duygusal ve toplumsal alanlarda da kendini sürekli geliştirecektir. Böyle insanların yetiştirilebilmesi için eğitimin bir işi yapmayı çok iyi bilen fakat insani değer ve duyarlılıktan uzak, makineleşmiş, kendisine ve insanlığa yabancılaşmış insanların fabrikasyon üretimi olmaktan çıkması gerekmektedir. Eğitim temel olarak bütüncül insani gelişimi hedeflemelidir. Eğitim insanın insan olmasını mümkün kılan bir süreçtir. Eğitim kurumlarının görevi gelişimi doğru ilkelerle yönlendirerek insanın insanlaşma sürecine en yüksek katkıyı sağlamaktır. İnsanın insanlaşması nasıl insanlar yetiştirilmek istendiğini de ortaya koyar. Zira insan özgür akıl sayesinde yaratabilen ve yarattığı sürece var olan bir varlıktır. Bu tanımdan yola çıkarsak eğitim kurumunun amacı özgür akıl ile düşünebilen, akıl ve duygu bütünlüğünü yakalamış aklı ile yaratan ve yarattığı sürece özgür kalabildiğinin ve insan olabildiğini kavramış insanlar yetiştirmek olmalıdır. Bu amaca ulaşabilmek için gerekli olanakları ve desteği sağlamak ve gelişimin önündeki engelleri ortadan kaldırmak milli hükümetin eğitim politikasının temelini oluşturulmalıdır.

Eğitim sistemimiz şu ilkelere dayanmalıdır:

1. Özgür insan gelişir, gelişen insan özgürdür. Özgürlük yasaya ulaşıp koşulların üstüne çıkabilmektedir. Bu nedenle ulusumuzun özgürlüğünü ve insanlığını kazanmasına önderlik etmiş Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkeleri her eğitim kademesinde öğretilmelidir.

2. Akıl her insanda eşittir. Bilim, sanat, spor gibi insan aklının ulaştığı güzellikleri tohumu her insanda vardır. Öğrenme hızları ve biçimleri farklı da olsa her insan bunları öğrenebilir.

3. Öğrenme insanın kendinde olanı kendisinin yaparak gelişmesi ve kendine yeni bir insan olarak, yeniden başlamasıdır. İnsan öğrendiği ve bu sayede kendini aştığı sürece gelişim devam eder. Gelişim yaşla sınırlandırılabilecek bir şey değildir.

4. Her insan iyiyi, güzeli gerçeği ister ve akıl bunları kabul eder. Bu nedenle eğitim insanı iyiye, güzele, gerçeğe yönlendirmelidir. İyi, güzel, gerçek göreceli değildir. Akla uygun olandırlar çünkü zaten akıldır.

5. Öğrenmede en önemli şey öğrenenin girişimleri ve harcadığı emektir. Ödül ceza sistemine dayalı dışarıdan güdümlü, duyumcu anlayışla ancak belli bir işte ustalaşmış kişiler yetiştirebilir. Bu kişiler yaptıkları işin geçerliliği bitince modası geçmiş arabalar gibi bir kenara atılırlar. Bu nedenle insanın insan olarak bütünsel gelişimi hedeflenmelidir. Bu sayede insan sürekli gelişebileceği için yaşamı da tam olarak yaşayabilecektir.

6. Özellikle merkezi sınavlarla oluşturulmuş hiyerarşik yapı toplumda birlikte yaşayan insanları birbirlerine yabancılaştırmaktadır. Hiyerarşik anlayış sürekli bir aşağılık duygusunu beslemektedir. Kendini hiyerarşinin üstünde görenler içinse özsever eğilimlerin gelişmesine yol açarak, bu kişilerin dayanışma, duyarlılık vb. insani özelliklerinin gelişmemesine neden olabilmektedir. Bu da toplumda okumuş düşmanlığı yaratmaktadır. Eğitimin amacı insanları üstün-alçak, zeki-aptal, becerikli-beceriksiz vb. şekillerde sınıflara ayırmak değildir. Eğitim kurumlarında beklentiye ve rekabete değil işbirliğine, dayanışmaya, paylaşmaya yönelik bir atmosfer ve öğrenme ortamı oluşturulmalıdır. Eğitimin amacı her yurttaşın olabileceğinin en iyisi olması için gelişimine destek olmaktır.

7. Eğitim laik ve bilimsel olmalıdır. Gerçeğe değil kişisel görüşlere ve boş inançlara dayanan fikirler gerçek olarak öğretilmemelidir. Bu gibi görüş ve inançlar tarihsel gelişim içindeki yerleri doğrultusunda işlenmelidir.

8. Eğitim bütünsel olmalıdır. İnsanın toplumsal, duygusal, bilişsel, fiziki bütün özelliklerini geliştirmeği hedeflemelidir. İnsan gelişimi bir bütün olduğu için sadece bir alanda gelişmiş insan aslında insani olarak çok eksik bir insandır. Bu tür eksik insanların çoğalmasının nedeni faydacı eğitim anlayışıdır. “Ne işime yarayacak?” sorunun yerini “Nasıl daha fazla gelişebilirim?” sorusu almalıdır. Faydacı bir anlayışla dikey eğitim yapılmamalıdır. Matematik bilmeyen hukuk adamlarımız, tarih bilmeyen mühendislerimiz olmamalıdır.

9. Her yurttaş özellikle matematik, Türkçe ve Osmanlı öncesi Türk tarihi konularında temel bir kavrayışa sahip olmalıdır. Bu konular erken dönem çocuk eğitiminden başlayıp üniversiteye kadar işlenmelidir. Matematik aklın belirlenimi olduğu için her insan matematiksel düşünce geliştirmeye yatkındır. Matematiksel düşünmeyi öğrenmek sorgulama, pek çok değişkeni bir araya getirerek bütünleştirme, farklılıkları ve benzerlikleri ayırt edebilme, bütünsel düşünme, çıkarım yapabilme becerilerini geliştirdiği için bilişin gelişimini en çok destekleyen daldır. Türkçe ve Türk tarihinin öğretilmesi de insanlarımızı bir arada tutacak ortak değerlerin geliştirilmesi için ve yayılması için gereklidir. Tarihe özgürlük anlayışı içinde bakılmalıdır. Türk tarihinin gelişim sürecinde insanlığın özgürlüğü yönünde verilmiş hizmetler ve bu yoldan sapmaların getirdiği sonuçlar ayrıntılı olarak işlenmelidir.

10. Eğitimle ilgili yapılan değerlendirmeler kişileri sınıflandırma veya etiketlemek için değil, gelişimlerine katkı sağlamak için kullanılmalıdır. Bu nedenle değerlendirmeler sadece nottan ibaret olmamalıdır. Özellikler ilköğretimin üçüncü sınıfına kadar çocuklara not verilmemelidir. Öğretmenler öğrencilerin eksiklerini belirleyip, ana-babalar, meslektaşları ve okul yöneticileri ile işbirliği içinde öğrencilerin gelişimini desteklemek için neler yapılabilirin çarelerini aramalıdırlar.

11. Eğitimin her aşaması karma olmalı kız erkek bir arada eğitim görmelidir.

12. Dershaneler kapatılmalıdır.

13. Eğitim parasız ve herkes için olmalıdır.  

Bu temel ilkeler doğrultusunda yaşamdan önce ana-babanın eğitilmesi ile başlayıp, yaşam boyu süren bir öğrenme ve gelişme anlayışı topluma kazandırılmalıdır. Ancak bu sayede bireyler kendileri olabilirler, kendi yaşamlarını yaratabilirler ve yaşayabilirler. Yaşamın emek vererek gelişmek ve üretmek olduğunu anlamayan toplumların bireyleri kayıp bireylerdir. Bu tür toplumların bireyleri adeta yaşamları ile ne yapacaklarını bilemezler. Bu nedenle yaşamlarını genellikle oyalayıcı, zaman tüketici etkinlikler, doyum sağlamayan geçici hazlar ve olmayan bir öte dünyaya adayarak harcarlar. Ulusal eğitim her yurttaşın kendi olabilmesini sağlayarak onun yaşamını yaşabilmesini de sağlayacaktır. 

Beyin Gelişimi ve Ana-Baba Eğitimi

İnsan yavrusu en zayıf ve bakıma en çok ve en uzun süre gereksinim duyan varlıktır. Birey olarak insanın bu zayıflığı, insanlığın gücüdür. Çünkü diğer canlılarla karşılaştırdığımız zaman hiç biri insan kadar gelişme potansiyeli ile doğmaz. Örneğin bir at doğar doğmaz ayağa kalkar ve yürümeye başlar. Oysa bir insanın yürümeye başlaması çoğu durumda bir yıl kadar bir zaman alır. İnsanın diğer canlılara göre daha ham halde doğması gelişmek için ona büyük bir olanak sağlar. Bu nedenle ulusal eğitim politikası henüz bebek doğmadan önce onu düşünmeye başlamalıdır. Yine insanın gelişimi ölünceye kadar sürer. O halde ulusal eğitim politikası ana-babanın bebek yapmayı düşünmelerinden, vatandaşının ölümüne kadar süren zamanı kapsayarak şekilde tasarlanmalıdır.

Yaşamın ilk yılları özellikle 0-6 arası çocuğun zihinsel, duygusal, toplumsal ve fiziksel gelişiminin temellerinin atıldığı kritik bir dönemdir. Doğal olarak temeller ne kadar sağlam atılırsa üstüne bina edilecek yapı da o kadar sağlam olacaktır. Bu nedenle yaşamın ilk yıllarında çocuğun gelişiminin doğru desteklenmesi gerekmektedir. Bunun sağlanabilmesi için de çevrenin zenginleştirilmesi ve çocuklara doğru eğitim verilmesi gerekmektedir. Nörologlar çevrenin insan beyninin gelişimini etkilediğini ortaya koymuşlardır. Annenin hamilelik döneminde yaşadıklarının dahi çocuğun beyin gelişimini etkilediği düşünülmektedir. Bebekler 100 trilyon beyin hücresine sahip olarak doğarlar. Bebek dört yaşına geldiğinde beyin hücrelerinin beşte ikisini kaybetmiştir fakat kalan beyin hücrelerinin aralarındaki bağlar artmış ve kuvvetlenmiştir. Her bir beyin hücresi kendisinden başka 15000 beyin hücresi ile bağlantı kurabilir. Bu bağlantılara sinaptik bağlantılar denir. Yaşamın ilk yılları olan 0-5 yaşları arasında beyin ileriki yıllara oranlar iki kat daha fazla sinaptik bağ üretir. Eğer doğru çevre yaratılmaz çocuğa doğru bir eğitim verilmezse bu bağlar ya yaratılamaz ya da yaratılan bağların bir kısmı yok olur (Shore, 1997). Bu nedenle yaşamın ilk yıllarında zenginleştirilmiş bir çevre ve doğru eğitim beyin gelişimi için çok önemlidir. Hebb (1949) ve Rakic (1985, 1988) gibi bilim insanları hayvanlarla yaptıkları deneylerle zenginleştirilmiş çevrenin beyin gelişimi için önemli olduğunu ortaya koymuşlardır. Zenginleştirilmiş çevrede yetişen hayvanların beyinlerinin korteks tabakasının daha kalın olduğunu belirlemişlerdir. Als ve Gilkerson (1995) anneleri eğiterek çocuklarının yaşadıkları ortamları zenginleştiremeye yönelik çalışmalarından aldıkları sonuçlar da zenginleştirilmiş ortamın önemini destekleyen bulgular sağlamıştır. Bu araştırmacılar olumsuz çevresel koşullar altında yaşayan çocukların dahi anneleri çocuklarının gelişimlerini nasıl desteklemeleri gerektiğini öğrendikleri belli bir eğitimden geçtikten sonra çocukların zihinsel gelişimlerinin benzer çevresel koşullarda yaşayan çocuklardan ileride olduğu bulmuşlardır.

Yurtdışındaki (ABD’de Head Start, İsrail’de HIPPY) ve ülkemizdeki (Erken Destek Projesi, Açev’in Ana-baba okulları) gibi erken destek çalışmalarının çocukların bilişsel, duygusal, toplumsal gelişimine büyük katkılar sağladıkları belirlenmiştir. Bu çalışmalarda genel olarak düşük gelir ve eğitim düzeyine sahip ana-babalara çocuklarını ilkokula hazır hale getirebilmeleri için uygulayabilecekleri alıştırmalar ve teknikler öğretilmiştir. Yurtdışındaki daha kapsamlı çalışmalarda olumsuz çevre koşullarından (düşük ekonomik düzey ve ana-baba eğitimi) gelen çocuklara kaliteli okul öncesi eğitim de sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmaların mantığı şudur: Çocuklar okula farklı hazır bulunuş düzeylerinde geliyorlar. Bazı çocuklar hayatlarında kâğıt kalem görmemişken bazıları okuma-yazmayı bilerek geliyorlar. Başlangıçtaki bu fark, eğitim ilerledikçe daha da açılıyor. Bu nedenle çocuklar okula başlamadan önce erken müdahale programları ile müdahale edilip ana-babaları eğitilirse, okula başladıkları zaman aralarında çok büyük bir uçurum olması engellenmiş olur.

Bir çocuğun okula hazır olması demek: Eğitimden yararlanabilmesi için gerekli olan toplumsal, duygusal ve bilişsel becerilere sahip olması demektir. İnsanın gelişim süreci anne karnında başlar. İşte bu nedenle bugün erken müdahale çalışmalarında 0 yaşından itibaren çocukların eğitilmesi noktasına gelinmiştir. Eğitim düzeyi düşük ana-babaya sahip çocukların 0 yaşından itibaren kurumsal eğitime tabi tutulması gerektiği tartışılmaktadır. Bizim önerimizse 0 yaşından itibaren kurumsal eğitim değildir. Bunun yerine ana-babaların eğitilmesinin ve çocukların en az üç yaşına kadar ana-babaları tarafından eğitilmelerinin daha olumlu olacağını düşünmekteyiz.

Eşlerin Eğitimi

Ulusal eğitim doğacak her bebeğin sadece ana-babanın bebeği olmadığı toplumun bir üyesi olduğunun bilincinde olmalıdır. Bu nedenle her bebeğin ana-babalık konusunda bilgili ve bilinçli ana-babaya sahip olma hakkı vardır. Bunun sağlanabilmesi için ana-baba eğitimine ağırlık verilmelidir. Bu işin gerçekleştirilebilmesi için MEB, Sosyal Hizmet, mülki idare (valilik, kaymaklık) ve belediyeler eş güdüm halinde çalışabilirler. Önerdiğimiz program şudur:

Evlenmek için belediye başvuran çiftler 3-4 ay sürecek bir eğitimden geçirilmelidirler. Eğitimler 6-8 çiftten (12-16 kişiden) oluşan gruplarda grup etkinlikleri şekilde tasarlanmalı ve sunulmalıdır. Bu uygulamayı gerçekleştirmek için rehberlik ve psikoloji merkezinde çalışan psikolojik danışmanlardan ve sosyal hizmetler uzmanlarından yararlanılabilir. Belirtilen kadrolar yeterli olmazsa psikolojik danışman ve sosyal hizmetler uzmanı istihdamı arttırılmalıdır. Çiftlere verilecek eğitim şu konuları içermelidir:

· Kendi duygularını anlama.

· Başkalarının duygularını anlama.

· Duyguları yönetebilme.

· Dinleme becerileri.

· Kendini ifade edebilme becerileri.

· Aşk.

· Kadın ve erkek cinselliği.

· Sağlıklı üreme ve çocuk sahibi olma.

Böyle bir eğitim daha sağlıklı bir aile ortamının kurulmasına katkı sağlayacağından çocukların sağlıklı bir ortamda büyümelerine yardımcı olacaktır diye düşünmekteyiz.

Ana-baba Eğitimi

Eşlerin eğitimden sonra erken müdahale aracı olarak ana-baba eğitimi gelmelidir. Hamile kadınlar mutlaka ilgili sağlık birimi tarafından kaydedilmeli ve sağlık durumları izlenmelidir. Çocuğun gelişiminin izlenmesi ve ana-babalıkla ilgili çiftlerin eğitilmesi için aşağıda ana hatları verilen yöntem uygulanabilir. Ana-babalar şu konularda eğitilmelidirler:

· Annenin bakımı.

· Bebeğin (0-3 yaş) sağlıklı beslenmesi.

· Bebeğin bilişsel, toplumsal, duygusal gelişimini destekleme yöntemleri.

· Bebekle sağlıklı iletişim ve bebeğe uygulanacak sağlıklı disiplin yöntemleri.

· Ana-baba çocuk arasında sağlıklı bağlılık. 

· Geleneksel olarak uygulanan fakat bebeğin gelişimine zararlı olan uygulamalar ve bunların zararları.

Bu program ev ziyaretleri şeklinde gerçekleştirilebilir. Şehirlerde bu uygulamanın yapılması için üniversitelerin okul öncesi öğretmenliği ve çocuk gelişimi bölümlerinin öğrencilerinden yararlanılabilir. Bu öğrenciler okula geldikleri ilk dönem yukarıda bahsedilen konularda kendileri bir eğitimden geçerler. Daha sonra hastaneler ile eşgüdümlü bir şekilde her öğrenciye dört hamile düşecek şekilde bir eşleştirme yapılabilir. Öğrenciler her hafta ailelerden birini ziyaret ederek, her aileyi ayda en az bir kere ziyaret ederek ana-baba ile bebekleri hakkında konuşurlar. Yukarıda belirtilen konularda ana-babaları bilgilendirirler. Çocuğun gelişimi için gerekli olan uyarıcıları (kağıt, kalem, kitap, eğitici oyuncaklar vb.) ana-babaya sağlarlar. Yine bu öğrenciler çocukların gelişimleri kayıt altına alırlar. Böylece çocuklarımızın gelişimleri ile ilgili sürekli ve güncel verilere sahip olabiliriz. Bu öğrenciler dördüncü sınıfa gelinceye kadar ailelere danışmanlık yapmayı sürdürürler. Böylece kendileri çocuk eğitimi ve gelişimi konusunda gerek kuramsal gerekse uygulamalı olarak kendilerini geliştirebilirler. Böyle bir uygulamanın ülke çapında gerçekleşmesi için üniversite öğrencileri yeterli olmayacaktır. Bu nedenle psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı gibi alanlardaki çalışan sayısı arttırılmalıdır. Bu program sayesinden çocukların üç yaşına kadar sağlıklı bir ev ortamında gelişmeleri sağlanabilir.

Okul Eğitimi

Örgün eğitim 3 (ya da 4) yaşından itibaren başlamalı ve lise sona kadar devlet tarafından parasız olarak sağlanmalıdır. Bu eğitimde 3-8 yaş erken dönem çocuk eğitimi kapsamında yer almalıdır. Üçüncü sınıftan sekizinci sınıfa kadar olan süre ilköğretim olarak sınıflandırılabilir. Daha sonra dört yıl lise eğitimi verilebilir.

Erken Dönem Eğitimi

Çocuk eğitimi konusunda eğitilmiş bir ana-baba tarafından yetiştirilmiş bir bebek üç yaşında kendisinin ana-babasından bağımsız bir birey olduğunun farkına varmıştır. Üç yaşındaki bir çocukta benlik duygusu vardır. Bu duygu çocuğun yürüme, konuşma, tuvalet becerisi, kendi kendine yemek yeme vb. becerileri edinmesi sayesinde elde etmeye başladığı özgürlükle ortaya çıkar. Çocuk kendisinin ana-babasından farklı bir birey olduğunu fark edebildiği için artık okula başlayabilir. Örgün eğitimin ilk aşaması 3-8 yaşlarını kapsamalıdır. İsteyen ana-babalar çocukları dört yaşında da okula gönderebilirler. Üç sekiz yaş aralığındaki çocuklara erken dönem eğitimi verilmelidir.

Üç yaşında ya da ana-babasının istediğine göre dört yaşında erken dönem eğitimine başlayan çocuk altı yaşından sonra birinci sınıfa başlamalıdır. Anaokulu, ana sınıfı ve ilkokul bu ilk dönemin eğitim kurumlarıdırlar. Günümüzdeki uygulamadan her ilkokulun bir anasınıfının olmasına gayret edilmektedir. Bugünkü uygulamada anaokulu ve anasınıfındaki uygulamalar ile ilköğretimdeki uygulamalar arasında büyük farklar bulunmaktadır. Anaokulu ve anasınıfında çocukların hareket etmelerine daha çok izin verilen, çocukların öğretmenle daha yakın ilişki kurdukları, daha esnek bir ortam vardır. Eğitim uygulamaları da bu yapı içersinde gerçekleştirilmektedir. Oysa birinci sınıfa gelen çocuktan arkadaşıyla sırada oturması, genellikle öğretmeni dinlemesi, fazla hareket etmemesi vb. beklentiler bulunmaktadır. Anaokulu ya da ana sınıfından gelen çocuklar akademik olarak olmasa bile davranışsal olarak birinci sınıfa uyum sağlayamaya bilmektedirler. Bu nedenle ilköğretimin birinci ve ikinci sınıfları bir geçiş dönemi olarak düşünülmelidir. Anasınıfından kademeli bir geçiş yapılmalıdır. Derslikler ve program buna göre düzenlenmelidir. Birinci sınıfta okuma öğretimine geçilmelidir. Akademik konular anasınıfına göre elbette daha gelişmiş olmalıdır fakat sınıf ortamı anasınıfından bambaşka bir yer olmamalıdır. Bunu sağlamak için sınıf öğretmenleri ve erken dönem öğretmenleri işbirliği yapmalıdırlar. Sınıf öğretmenleri çocukların akademik gelişim düzeyleri yanında, toplumsal, duygusal ve fiziksel gelişim düzeylerini de dikkate almalı ve çocuğun okula uyum sağlaması için erken dönem öğretmeni ile işbirliği içinde çalışmalıdır.

İlköğretim

İlköğretim birinci sınıftan sekizinci sınıfa kadar olan süre olmalıdır. Daha önce belirttiğimiz gibi ilk iki yılı geçiş dönemi olarak planlanmalıdır. İlk beş yılı yine bugün olduğu gibi sınıf öğretmeni ile devam etmelidir. Tutarlılık, düzen ve devamlılık öğrencide güven duygusu yaratır. Kendini güvende hisseden insan girişimde bulunma konusunda daha cesur davranır. Öğrenmeyi sağlayan en önemli unsurun öğrencinin girişimleri ve harcadığı çaba olduğunu düşünürsek öğrencinin kendini sınıfa ait hissetmesinin ve kendisini güvende hissetmesinin önemi açıkça ortaya çıkar. Bu nedenle sınıf öğretmenlerinin birinci sınıftan başlayıp beşinci sınıfa kadar aynı sınıfı okutmaları tercih edilen bir uygulama olmalıdır. İlköğretimde bugün olduğu gibi 4. sınıftan itibaren dal öğretmenleri çeşitli derslere girmeye başlamalıdırlar. Böylece orta bölüme geçişte öğrenciler daha az sıkıntı yaşayacaklardır. Sekiz yıllık eğitim yukarıda bahsedilenler iyileştirmeler yapılarak korunmalı ve 4+4+4 sisteminden vazgeçilmelidir.

Bu dönem öğrencinin en iyi şekilde tanınması için kullanılmalıdır. Sınıf öğretmeni her öğrencinin duygusal, toplumsal, bilişsel, fiziksel gelişimi ile ilgili ayrıntılı değerlendirmeler yapmalıdır. Bu değerlendirmeler için gerekli ölçütler belirlenmeli ve ölçme araçları geliştirilmelidir. Okulların rehberlik ve psikolojik danışma bölümleri öğrencilerin bilgi, beceri, yeteneklerini ölçen ölçme araçları ve kendi gözlemleri yoluyla öğrencilerin gelişimini izlemelidirler. Yine her dalın öğretmeni her öğrenci ile ilgili ayrıntılı bilgi toplamalıdır. Böylece sekiz yılın sonunda öğrencinin kişilik özellikleri, psikolojik sağlığı, toplumsal ve duygusal gelişim düzeyi, istekleri, yönelimleri ve yetenekleri ile ilgili sistematik ve düzenli bilgi sağlanmış olur. Bu da öğrencinin lise çağı geldiğinde sağlıklı yönlendirme yapılmasına katkı sağlayacaktır.

Lise

Lise eğitimi konusunda meslek liseleri, Anadolu ve fen liselerinin korunmalıdır. Bunların dışındaki lise türleri kaldırılmalıdır. Parasız yatılı uygulaması sürdürülmelidir. Parasız yatılı uygulaması çocukların hayatların ipotek koyma şekilde uzun süreli mecburi hizmet karşılığı olmamalıdır. Hiçbir mecburi hizmet beş yılı aşmamalıdır. Bütün liselerde kredili ders seçme sistemine benzer esnek bir modele geçilmelidir. Bu esnek modelde öğrencinin öğrenme istediği temel alınacaktır. Öğretmenler kendi alanlarında araştırma yapan ve gelişen insanlar olmalıdırlar. Örneğin biyoloji öğretmeni evrim kuramının ne olduğunu, antropolojiden, arkeolojiye, diğer bilim dallarını, ilaç sanayisinden, organ nakline yaşamımızın hangi alanlarına doğrudan etkisini olduğunu bilmelidir. Her daldan öğretmenler dönem başında öğrencilere dersleri ile ilgili sunumlar yapmalıdırlar. Bu sunumlarda öğrencilere derslerinde hangi konular üzerinde çalışılacağını, bu konuların yaşamamızın hangi alanlarını kapsadığını ve etkilediğini, derslerde nasıl uygulamaların yapılacağını, dersin anlaşılması için hangi ön bilgi ve becerilere gerek olduğunu öğrencilere anlatmalıdırlar. Bu sunumlar doğrultusunda öğrenciler belli dersleri seçip o derslerdeki çalışmalara katılım sağlayabilirler. Derslerin ne zaman yapılacağına, nerede yapılacağına ve her dersin ne kadar süreceğine (bir gün ders yarım saat sürebilir başka bir gün iki saat) öğrenci ve öğretmenler birlikte karar verebilirler. Elbette bu kararı verirken yönetim de gerekli fiziksel olanakların ve diğer kaynakların istenilen zamanda uygun olup olmadığını belirleyecek bir düzenlemeyi yapmak için sürece dâhil olmalıdır.

Lise sürecinde öğrenciler okul yönetimine göstermelik değil gerçekten katılmalıdırlar. Okul ile ilgili alınacak kararlar öğrencilerle tartışılmalı. Yapılan uygulamalar saydam, öğrenci ve veli denetimine açık olmalıdır. Öğrencilerin çeşitli şekillerde örgütlenmeleri desteklenmelidir. Öğrencilerin sanat, spor etkinliklerine yönlendirmeleri yapılmalıdır.

Üniversiteye geçiş döneminde öğrencinin bütünsel bir değerlendirilmesi yapılmalıdır. Daha aşağıda üniversitelerin eğitim fakültelerine öğrencilerin nasıl kabul edilmeleri gerektiği ile ilgili bazı öneriler getirilmiştir. Üniversiteye giriş için değerlendirilen öğrencinin şu özellikleri değerlendirilerek toplam elde ettiği toplam puan doğrultusunda üniversiteye devam etmesi sağlanabilir.

1. Lise döneminde öğrencinin kendini geliştirdiği, sanat, spor etkinlikleri ve bu etkinliklerde elde ettiği başarılar.

2. Öğrencinin gerçekleştirdiği ve/veya katkı sağladığı toplumsal projeler.

3. Öğrencinin ulusal ve uluslar arası yarışmalarda kazandığı ödüller.

4. Öğrencinin merkezi üniversiteye giriş sınavından aldığı puan.

5. Öğrencinin akademik not ortalaması.

6. Öğretmenler kurulunun öğrenci ile ilgili ayrıntılı değerlendirmesi.

Önemli olan çok boyutlu bir değerlendirme yaparak öğrencinin bütünsel olarak değerlendirilmesidir. Bunu sağlamak için öğrencinin etkiliklerinin tümünün üniversiteye girişinde etkin olabileceği bir sistem geliştirilmelidir. 

Öğretmen Eğitimi

İki bin yedi yılında McKinsey&Company tarafından yayınlanan 30 OECD ülkesinin eğitim sistemlerinin karşılaştırıldığı raporda başarılı eğitim sistemlerinin en büyük farkının iyi öğretmenlere sahip olmak olduğu belirlenmiştir. Öğretmen kalitesinin öncesi başarısını öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, uygulanan eğitim programı gibi değişkenlere göre çok daha fazla etkiledi ortaya konmuştur. Başarılı olan ülkelerin şu dört özelliği paylaştıkları vurgulanmıştır:

1. Başarılı ülkelerde öğretmenlik saygın bir meslektir.

2. Öğretmen olması için doğru kişiyi seçiyorlar.

3. Seçilen öğrencilerin etkili öğretmenler olabilmeleri için yoğun bir programdan geçiriyorlar.

4. Her çocuğun iyi bir öğretmene sahip olabilmesi için gerekli olan sistemleri devreye sokuyorlar. Öğretmenler sürekli destekleniyor.

Ülkemizde öğretmen olabilmek için üniversitenin eğitim bilimleri fakültesinin dört yıllık bir programını bitirmek gerekiyor. Bu programlara girmek için merkezi sınavdan yeterli puanı almanın dışında başka bir koşul aranmıyor. Bu durum öğretmen yetiştirme açısından sakıncalar doğuruyor. Son dönemde mezun olduktan sonra işsizlik sıkıntısı yaşamayan okul öncesi öğretmenliğinden örnek verelim. Toplumun bu bölümle ilgili algısı bebek bakıcılığıdır. Bu nedenle mezunlarının iyi öğretmenler olarak çocuklara katkı yapabilmesi toplumumuzun erken dönem çocuk eğitiminin önemini ve gereğini kavraması yönünde belirleyici rol oynayacaktır. Fakat sadece iş garantisi olduğu için bu bölümü seçen pek çok öğrenci bulunmaktadır. Öğrencilerimden bazıları çocuklarla uğraşmayı sevmediklerini fakat iş garantisi olduğu için okul öncesi öğretmenliğini seçtiklerini söylemişlerdir. Bu öğrencilerin amacı bir an önce kapağı devlete atmak ve maaş almaya başlamaktır. Ne kendilerinin, ne öğrencilerin, ne de ülkenin geleceğine dair bir düşünceleri yoktur. Kişinin kendisine uygun olmayan bir mesleği sadece para kazanmak için yapması kişiyi psikolojik olarak olumsuz etkiler ve kişinin gitgide kendisine yabancılaşmasına neden olur. Öğretmenlik gibi bir çocuğun gelişiminde doğrudan görev alan bir meslek alanında bu tür çalışanların olması sadece kendilerini değil öğretmeni oldukları çocukların ve dolayısıyla ülkenin de geleceğini olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle öğretmenlik bölümüne seçilecek öğrenciler için sadece üniversiteye giriş sınavının uygulanması yetersiz bir yöntemdir.

Öğretmenlik bölümüne daha nitelikli öğrencilerin girmesini sağlamak için öğretmenlerin toplumsal saygınlığı yükseltilmelidir. Aslında bu kendi kendini besleyen bir süreçtir. Eğer yüksek nitelikli öğretmenler yetiştirirseniz. Onlar topluma olumlu etkiler yapacaklarından, toplumda saygınlıkları artacaktır. Fakat bu aşamaya gelmeden önce başlangıç için şunlar yapılabilir:

1. Öğretmenlerin maaşları lise mezunu bir polis memurunun maaşından düşük olmamalıdır. Öğretmenler en az komiserler kadar maaş almalıdırlar.

2.  MEB ya da diğer resmi kurumlar öğretmenlik mesleğini küçük düşürücü açıklamalar yapmamalıdır.

3.  Öğretmenlik bölümlerinin puanları yükseltilmelidir.

4. Öğretmenlerin toplumsal hakları (sağlık, barınma, ulaşım, kültür sanat etkinliklerine katılım) iyileştirilmelidir. Atanma ve özlük hakları ile ilgili iyileştirmeler yapılmalıdır. 

5. Öğretmenlere meslek içinde kendilerini geliştirme olanakları (yurtiçi, yurtdışı konferanslara katılma, sanat, spor vb. alanlarda kurs olanakları) sağlanmalıdır.

Üniversitelerin öğretmen yetiştiren eğitim fakültelerine öğrenci yukarıda belirtilen unsurlara ek olarak şu noktalara da dikkat edilerek gerçekleştirilebilir:

1. Öğretmen olmak isteyen öğrenciler için lise öğretmenler kurulu bir değerlendirme yapmalıdır. Bu değerlendirmede öğrencinin öğretmen olabilmek için gerekli olan özelliklere sahip olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme yapılırken öğrencinin geçmiş yıllardaki öğretmen raporları ve psiko-sosyolojik ölçme araçlarından elde ettiği puanlar da kullanılmalıdır.  Değerlendirme sonucunda her özellik için verilere ve ilgili öğretmenin (örneğin fiziksel beceriler ve dayanıklılık için beden öğretmeninin) görüşlerine dayanan ayrıntılı bir rapor yazılmalıdır. Bu rapor öğrencinin başvurduğu yüksek eğitim kurumlarına okul tarafından gönderilmelidir. Örnek olarak şu özelliklere bakılmalıdır.

a. Kişilik özellikleri: Sabırlı, anlayışlı, sevecen, tutarlı, alçak gönüllü.

b. Sürekli öğrenen ve kendini geliştiren.

c. Fiziksel olarak dayanıklı. (Özellikle erken dönem ve ilköğretim öğretmenleri için geçerlidir)

d. Sorgulayan, araştıran, bilimsel düşünebilen. Dogmalardan uzak.

e. İletişim becerileri gelişmiş.

f. Duygusal olarak kendi duygularını anlayıp yönetebilen. Başkalarının duygularını anlayıp onlara uygun tepkiler verebilen.

2. Üniversite giriş sınavında öğretmenlik bölümlerinin puanları yükseltilmelidir. İlk bine giren öğrencilerden en az yüzde yirmisinin öğretmenlik alanını seçmesi sağlanmalıdır.

3.  Bunlara ek olarak eğitim fakültesine girecek öğrencilerin fakültede oluşturulacak bir kurul tarafından mülakata alınması da sürece eklenebilir. Fakat bu uygulama zamanla adam kayırmacılığa yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır. 

Daha önceki bir başlığın altında erken dönem çocuk eğitimcilerinin yetiştirilmesine yönelik bir öneri getirilmişti. Öğretmen yetiştiren fakültelerin programlarında yapılması gereken en temel değişiklik uygulamanın arttırılması olmalıdır. Öğrenci birinci sınıfta gözlem yapabileceği okullara gönderilmelidir. İşin gerçeği ile karşılaştığından bu işi gerçekten yapıp yapamayacağına ilişkin karar vermesi kolaylaşacaktır. Öğrenciler ilk yıl gözlemci olarak okullara gittikten sonra üçüncü ve dördüncü sınıflarda yardımcı öğretmen olarak eğitime katkı vermelidirler. Bu süreç içersinde başlangıçta mümkün mertebe iyi uygulamaların olduğu okullara gönderilmelidirler. Özellikle son sınıfta ise olanakları daha kısıtlı okullara gönderilmelidirler. Bu uygulamalar sırasında yirmi öğrencinin bir danışmanı olmalıdır. Hem uygulama okulunda hem de üniversitede birer danışman olmalıdır. Danışmanlara bu iş için ek ders ücreti verilmelidir. Danışmanlar öğrencilerle haftalık toplantılar düzenleyerek deneyimleri hakkında oluşturdukları raporlar üzerinden onlara geribildirimler vermelidirler. Böylece kuramsal yapı ile deneyimler arasında bağ kurulur.

Öğretmenlik çocukların bilincini etkileyebilme ve yönlendirme becerisi gerektirmektedir. Çoğu durumda öğretmenler bir konuyu etkili bir biçimde anlatmak zorundadırlar. Bu nedenle eğitim fakültesi öğrencileri seslerini, vücut ve yüz hareketlerini nasıl kullanabileceklerini öğrenmelidirler. Bunu sağlamak için üniversiteler oyunculukla ilgili bölümlerinden, devlet veya şehir tiyatrolarından destek almalıdırlar. Sesini kullanmayı bilmeyen öğretmenler bir süre sonra kronik faranjite yakalanmaktadırlar. Üniversite öğretiminde uygulanacak değişiklikler bunlarla sınırlı değildir. Fakat yazının amacı genel ilkeler doğrultusunda bir çerçeve çizmek olduğundan ayrıntılara girmiyoruz. Üniversiteyi bitirmiş öğretmen adayları temel olarak şu özelliklere sahip olmalıdırlar:

1. İnsan ve doğa sevgisine sahip olmalıdırlar.

2. Öğrencilere her anlamda olumlu örnek olmalıdırlar.

3. Gelişime açık olmalıdırlar. Eksik ve hatalarını kabul edip onları düzeltmek için çaba harcamalıdırlar.

4. Öğrenciler ile açık, samimi, dürüst bir ilişki kurabilmelidirler.

5. Öğretim kuram ve teknikleri ve ilgili konu alanlarında derinlemesine bilgi sahibi olmalıdırlar.

6. Öğrenciyi tanıma, gelişimini ölçme ve değerlendirme yöntemlerini ve uygulamalarını bilmelidirler. 

7. Öğrencileri ülkenin geleceği olarak görmeli ve onların iyi yetişmelerinin kendisinin ve çocuklarının yaşamı üzerinde olumlu etkilerinin olacağını bilmelidir.

8. Öğrenci hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmalı öğrenciyi ve ailesini tanımalıdır.

9. Öğretme sürecinde sabırlı olmalıdır.

10. Öğretmenin kendi ilgi alanları (sanat, spor vb.) olmalı ve sürekli yeni şeyler öğrenerek kendini geliştirmelidir. Diploma almanın değil kendisinden öğrenilecek şeyler olmasının kendisini öğretmen yaptığını anlamış olmalıdır.

11. Özgürlüğün ne olduğunu bilmeli ve Türk milleti olarak gerçekleştirdiğimiz en büyük özgürlük atılımlarından biri olan Cumhuriyet’in önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Cumhuriyetimizin kurucu kadrosunun düşünceleri çok iyi bilmelidir.

Öğrenciler mezun olduktan ve atandıktan sonra mutlaka desteklenmelidirler. Kendi hallerine bırakılmamalıdırlar. Öğretmen adaylarının üniversite ile iletişimi sürmelidir. Bunun yanı sıra deneyimli öğretmenler danışman öğretmen olmalıdırlar. Danışman öğretmenler yeni gelen aday öğretmenin okula uyum sağlamasına yardımcı olmalıdırlar. Bu destek sadece akademik konularda olmamalıdır. Danışman öğretmen aday öğretmene çalışma arkadaşlarını ve çevreyi tanıması konularında ona destek olmalıdır. Bir öğretmen ev bulma, gereksinimlerini nereden gidereceğini öğrenme, yaşadığı yerdeki toplumsal ve kültürel etkinliklerin neler olduğunu bilme, mesleği ile ilgili hak ve sorumluluklarını öğrenmek gibi konularda ne kadar çabuk yol alırsa asıl işi olan öğretmenliği yoğunlaşması o kadar kolay olacaktır. Danışman öğretmenler, aday öğretmenlerin karşılaştıkları sorunlarda onları desteklemelidirler. Danışman öğretmenlere ek ders ücreti bağlanmalıdır. Aksi halde şu anki uygulamada olduğu gibi sadece kâğıt üzerinde kalacaktır. Aday öğretmenler dönemde en az üç kez sınıflarında ziyaret edilmelidirler. Bu ziyarette öğretmenin gereksinimleri, sınıf içinde karşılaştığı sorunlar, okul içinde yaşadığı iletişim sorunları vb. konular tartışılmalıdır. Öğretmenler sanatın ve sporun en az bir dalı ile uğraşmalıdırlar. Bu konuda gerekli olanaklar okul yönetimlerince sağlanmalıdır. 

Öğretmenlerin Değerlendirilmeleri

Öğretmenlerin değerlendirilmelerinde öğretmenlerin kendileri, meslektaşları, öğrencileri ve velileri yer almalıdırlar. Bu birleşenlerden veriler öğretmenlerin kendilerini geliştirmeleri için kullanılmalıdır. İlgili alanlara dair değerlendirmek ölçekleri ve ölçüm araçları geliştirilmelidir. Değerlendirmeler sadece sayısal olarak yapılmamalıdır. Değerlendirmede amaç daha öncede belirttiğimiz gibi kişileri sınıflandırmak veya etiketlemek değil onların gelişimine katkı sağlamak olmalıdır. Örneğin ders sunumu sırasın monoton bir ses tonu kullanan öğretmenin bu davranışının ne gibi olumsuz sonuçlara yol açabileceği, bu davranışını aşabilmesi için neler yapabileceği belirtilmelidir. Öğretmenlere sadece eksikleri ile ilgili değil güçlü yanları ve katkıları ile ilgili de geribildirim verilmelidir. Bu sayede mesleki doyum yaşamaları kolaylaşacak ve güdülenmeleri artacaktır.

Velilerle İletişim

Okul velilerle yakın ilişki kurmalıdır. Öncelikle okulun eğitim felsefesi velilere en iyi şekilde anlatılmalı bu felsefeyi benimsemelerine çalışılmalıdır. Özellikle çocuklarını karşılaştırmamaları, ödül ceza gibi dışarıdan değerlendirme konusunda okulun fikirlerini benimsemelerine çalışılmalıdır. Velilerin okulla organik ilişkilerinin olması, okulu sadece çocuklarını gönderdikleri bir yer olarak değil yaşamlarının bir parçası olarak görmeleri sağlanmaya çalışılmalıdır. Bunun için velilerin çeşitli becerileri okul tarafından takdir edilmeli bu becerilerden okul faydalanmalıdır. Örneğin satranç konusunda bilgili bir veli satranç kulübü kurabilir ve öğrencilere ders dışı etkinlik olarak satranç öğretebilir. Her veli kendi mesleğini öğrencilere tanıtabilir. Velilere yönelik sanat, spor, bilgisayar vb. konularda kurslar açılabilir eğitimler verilebilir. Bu eğitimlerin örgütlenmesi için okul yönetimleri destek olabilirler. Yine okul yönetimleri bu tür eğitimlerin gerçekleşmesi için okulun fiziki olanaklarının kullanılmasını sağlayabilirler.

Veliler çocuklarının gelişimi ile ilgili sürekli bilgilendirilmelidirler. Yine çocuklarının gelişimine nasıl katkı sağlayacaklarına dair çeşitli sunumlar ve konferanslar aracılığıyla bilgilendirilmelidirler. Bunların dışında velilerden kendi uzmanlık alanları veya sahip oldukları ilgilerle dair kaynak kişi olarak faydalanılabilinir. Öğretmeler de öğrencilerle ilgili ortaya çıkan sorunların çözümü için velilerle işbirliği yapmalı velilerin fikirlerinden faydalanmalıdırlar. Burada önemli nokta okul ve veli arasında ki ilişkinin resmi bir ilişkiden çok samimi insan ilişkisi olmasının sağlanmasıdır.

Fiziki Yapı

Okulun fiziki yapısı okulda oluşturulacak atmosfer için çok önemlidir. Okullarımızın çoğu üç, dört katlı yüksek yapıları, uzun koridorları betonarme küçük bahçeleri ile okuldan çok hastaneye benzemektedir. Böyle bir yapı öğrenciye sıcak gelmemekte, öğrenciyi ezmekte ve ürkütmektedir. Binanın içindeki sınıflar öğrenme ortamından çok vaaz verecek bir rahibi dinlemek üzere düzenlenmiş kiliseleri andırmaktadır. Böyle bir ortamda öğrencinin öğrenim yaşantısı zorlaşmakta, öğrencinin kendini tanıması ve ortaya koyması mümkün olmamaktadır. 

Okulun fiziki yapısı oluşturulurken öğrencilerin gelişim düzeyleri, ilgi ve ihtiyaçları dikkate alınmalıdır. Okul mümkünse çok katlı olmamalıdır en fazla iki katlı olmalıdır. Betonarme yapı yerine çocuklara daha sıcak ahşap yapı kullanılabilir. Okul geniş bir bahçeye sahip olmalıdır. Her öğrencinin koşup oynayabileceği yeterli alanı olmalıdır. Bahçe sadece betonla kaplanmış bir boşluktan ibaret olmamalıdır. Bahçe çocuklara çeşitli bitki türlerini, ağaçları, böcekleri, hayvanları görüp, gözleme olanağı sağlamalıdır. Ayrıca çocukların özellikle fiziksel gelişimini destekleyecek yeterli oyun ve spor alanları olmalıdır. Bunların yanı sıra sanat etkinliklerini sürdürebilecekleri işlikler okulda yer almalıdır. Okulun boyanma işi öğrencilerle hatta okul velileri ile birlikte yapılabilir. Öğrenciler okulun iç ve dış duvarlarını çizdikleri resimlerle süsleyebilirler. Sınıflar hem işlik, hem laboratuar, hem dinleme, hem grup çalışmalarının yapılabileceği bir ortam olmalıdır. Bu neden şu anda eğitim yapılan sınıfların en az iki katı olmalıdır. Sınıfta değişik ders konularının işlenebileceği köşeler olmalıdır. Bu sayede konular arasında bütünselliğin sağlanması kolaylaşır. Öğrenciler sınıf içinde rahat hareket edebilmeli sınıfın alanı sıra ve masalarla doldurulmamalıdır. Bunlar yerine çocukların kendi başlarına çalışabilecekleri köşeler olmalıdır. Örneğin okuma köşesi, matematik köşesi, fen köşesi, sanat köşesi gibi köşeler oluşturulabilir ve öğrenciler bir alanda yaptıkları işlerini diğer alana kolaylıkla taşıyabilir o alandan beslenerek yaptıkları işleri besleyebilirler. Lise gibi daha üst eğitim kurumlarında laboratuarlara ağırlık verilebilir.

Fiziki ortamın düzenlenmesinde öğretmen çocukların kendilerini güvende hissedecekleri, rahat hareket edebilecekleri, öğrenme fırsatları ile dolu seçeneklerle karşılaşacakları bir yapılanmanın oluşmasına özen göstermelidirler. 

Okullar spor sahaları, tiyatro oyunları, gösteriler ve sunumlar için kullanılacak çok amaçlı salonlara, bilgisayar erişiminin sağlandığı internet odalarına, bilardo, masa tenisi gibi olanaklara sahip olmalıdırlar. Daha önce belirttiğimiz gibi veliler ve okulun yakınında yaşayan diğer yurttaşlar okul saatlerinin dışında bu olanaklardan yararlanabilmelidirler. Okul idaresi öğrencileri ve velilerini kendilerini geliştirmeleri için okullun olanakları kullanma konusunda desteklemelidirler. Bu sayede okulun toplumla bütünleşmesi kolaylaşacaktır.

Sonuç

Elbette örgütlenmeyi, uygulanacak programları, çalışacak insanların işe alımlarını, özlük haklarını, değerlendirilmelerini, gelişimlerinin desteklenmesini ve daha pek çok unsuru içeren bütün bir eğitim sisteminin ayrıntılı açıklamasını bir yazıda bitirmek olanaksızdır. Önemli olan doğru ilkeleri belirleyebilmek ve bu gerçekler doğrultusunda uygulamalar oluşturmaktır. Uygulamaların geliştirilmesi ve gerçekleştirilmesi çok daha geniş katılımlı tartışmalar ve katkılar gerektirmektedir.

Eğitimde bugün paraya ulaşmak için kullanılan bir araç olarak görülmektedir. Eğitim araç olarak görüldüğünden bu alanda ki düzenbazlıklar da gitgide artmaktadır. En öncelikli iş eğitimle ilgili anlayışı değiştirmek olmalıdır. Eğitimin insan yaşamını geliştiren ve yaşamı yaşanır kılan bir uğraş olduğunu, bu nedenle sadece okulda yapılan bir iş değil yaşamın bütünü kapsadığı anlayışı toplumda yerleştirilmelidir. Bundan sonra eğitim talebi zaten toplumdan geleceğinden eğitime kaynak bulmak kolaylaşacaktır. Eğitim insan gelişimini desteklemek ve yaşamı özgürleştirip güzelleştirmek için vardır.