Küresel sermaye ve onun teorisyeni İngiltere,  silahlı kanadı ABD ve gölge destekçisi AB, ortadoğu, Türkiye, islam dünyasına gericiliği dayatmış ve ciddi yol almış durumdadır.

Buralarda, bir içsavaş var ve sürüyor; sorun bu iç savaşa henüz halkın katılmamış olması. Katılması gerek. Kendinden yana savaşa katılmalı ki, savaş da iç savaş da bitsin.

Son günlerde gazetelerde baş haberler ve baş yazılar iki gerçeğin üzerinde durmaktadır: 1. Taliban ile BARIŞ SÜRECİ, 2. IMF’den alınacak borca karşılık IMF’in koşullarının başında gelen ZARAR! EDEN KAMU KURULUŞLARININ ÖZELLEŞTİRİLMESİ.

Bu arada sanki bütün bu ve diğer isteklerini gerçekleştirilmesi için ordan burdan tehditler, sınır bölgelerinde ayrılıkçı grupların kör ve kanlı silahlı bombalı saldırıları. Ölen, sakat kalan yüzlerce çocuk, genç, yaşlı... yoksulluk, bölgeler arası eşitsiz gelişme, suç oranı, soygun ve cinayetler atbaşı...

Özel okullar, İngiliz eğitim sistemi, devlet okulları ve aradaki uçurumlar..

Bir yanda çadırlarda yaşamak zorunda kalan milyonlar ve diğer yanda en pahalı jiplerle düzenlenen araba yarışları...

Sağda solda patlayan bombalar, sınır ülkeleri ile sorunlar, sınırlarda ayrılıkçı silahlı örgütlerle çatışmalar, yoksulluk; dinciler, liberaller ve solcular...

Nereden mi söz ediyorum, Türkiye mi, Pakistan mı?

Ne çok benziyor herşey değil mi, tek fark, bazı konularda arada  20 yıl oluşu.

Özel üniversiteler, özel ve devlet üniversitelerinden yüksek yeterlilikte ve bireysel fark atmada öne çıkanların lisansüstü eğitim için İngiltere vb ülkelere aktarılması ve bilgi üretecek duruma geldikerinde ülkelerine dönmeyip, batıya katkı sunmaları.

Yani sen yetiştir, onlar sağsın.

Sık sık veril(e)meyen elektrik. Ne öneri gelecek sizce. Biz yaşadık. Özelleştirirsek, özel sektör verimli kullanacak ve enerji akışı sürekli olacak, kesinti olmayacak.

Bütün bunlar için halka düşen ne?

Sadece ve sadece, seçmeyen, seçilmeyen, seçimlerde bir oyun gibi rol verilmesi… O kadar.

Türkiye 30 Martta bu seçmeyen, seçilmeyen seçim sürecini daha bir somut olarak yaşadı. Yani, halkın kendisiyle ilgili tüm kararların alındığı meclis olarak adlandırılan yapının oluşumunda ve alınan uygulanan kararlarda sadece göreli olarak yer aldığı seçim denen şeyin de artık tamamıyla sonuna gelindiğinin kanıtını yaşadık.

Seçilsin diye seçmene sunulan kim? Patron, ağa çocukları, tacir, tüccar; yani zaten kan emenler...

Halka karşı savaşmak için seçime giren değil, yine halka karşı savaşa göre konumlanmış liderlerin seçip, belirlediği uydu adaylar...

Zaten, halk büyük oranda gericileştirilmemiş olsa, sermaye kesinlikle seçim istemez ve yapmaz. Seçim, küresel ve yerel haramilerin yüksek oy alacaklarının sağlama alındığı koşullarda yapılır.

Başta, aydın, yazar, çizer,basın, gazeteci, profesörler vs neyi gösterdiler, anlattılar, açıkladılar, savundular? Bir şeyi: “Aklın dar bir alanda, alçaklıkta kullanılmasının çok arttığını ve geniş bir alanda tümüyle kullanım dışı tutulduğunun 12 Mart, 12 Eylül ile başlatılan amaçların süreç sonucunda belirli bir oranda başarıldığını, başarılamayan oran içinse, dayatmalara gidildiği, gidileceği.

Halkı için savaşan lider, aydın, yazar, gazeteci, asker, polislerden,  halka karşı savaşmaya and içmişlerin, satın alınmışların işbirliğine doğru zorlandığı ülke dokusu.

Ama Türkiye kolay lokma değil. İki küresel güç destekli darbe ve üçüncü sivil asker işbirliği darbesi, silahlı çatışmanın amaçlanan sinidirme, yıldırma; kan ve ölüm ile teslim alma gibi yapılabilecek en ağır saldırılara karşın, direngen bir özü yok edemediler. Ekonomik yıkım, satım, sömürü, talan ve yalana; yoğun bir tek sesli propagandaya, hapis, öldürme, yoketme çabalarına rağmen bunu başaramadılar. Başarmak için devam edecekleri kesin, başarabilecekleri ise kuşkulu.

Ne yapıyorlar?

Bir şeyi karşıtına dönüştürme ilkesini uyguluyorlar. Aslında olanaksızı deniyorlar. Olmayacak. Ancak çaresizler ve çaresizliği zorluyorlar. Bunu aklı ahlaksızlaştırarak becerebiliyorlar. Çürüyerek, çürüterek başarmaya çalışıyorlar. Olanaksızı deniyorlar, başaramayacak ama çok zarar verecekler, veriyorlar.

BİR SÜRECİN DOĞAL İLERİSİ, O ŞEYİN DOĞAL GERİSİ İLE ÖNLENEBİLİR

Yarı kamucu, laik, bilime açık sosyo ekonomik sosyokültürel cumhuriyet doğal evrilişini, gelişkin kapitalizme, bilimsel sanayi ve teknolojiye dönük sürdürürken, onu ancak, bir önceki evreye zorlayarak durdurabilirliği denediler ve başardılar. Ancak ön evreleri ve hazırlıkları sonucunda, yani 12 Mart 1971’den başlatırsak, 45 yılda tamamladılar.

TEK TEK SABIRLA ADIM ADIM KOPARA KOPARA OLMADI VURA VURA YIKA YIKA!

Bugün, Türkiye kapitalizmi tüm kontrolu küresel sermayeye vermiş durumdadır. Kedi fare gibi oynayabilmeleri bundandır. Türkiye kapitalizmine sadece avm ve yapı sektörü kalmıştır. Daralma, sıkılma, zorlanmanın ekonomipolitiği bu nedenledir.

Bu evrede, sadece seçimleri değerlendirerek, halkın kusurların, ilgisizliğini, hatalarını ileri sürerek kimse kendini aklayamaz. Halk da öyle..

Türkiye’de işletilen  ve önemli yol alan bu yıkıcı örneklemeye hemen sınırında tek örnek kalan kamucu ekonominin son durağı Suriye, hem kötü örnek oluşturmaları engellenecek hem de küresel sermayenin bir başından girip sonundan çıkacağı özgür bir alan yaratılacaktı. Tüm engebeler kaldırılmalıydı. Suriye’ye savaş, Türkiye’ye ve diğer bir kaç işbirlikçi devlet hükümetlerine ihale edilen, bu bütüncül gerekçenin bir uzantısıydı. Yakılıp yıkıldı, Libya ve Irak’ta olduğu gibi fiziksel, bilimsel ve kültürel altyapısı dağıtıldı. Özetle, bölgede ve ülkemizde, her şey, bir başka şey için yapıldı, buna darbeler, özelleştirmeler, bilime vurulan darbeler, gericileştirme, ahlaksızlaştırma, çaresizleştirme, düşmanlaştırma eylemlernin tümü..

Ne mi yapılabilir?

Öfkeni yitirmeden, öfke duyarak, ama öfkeyle hareket etmeden, bilimsel çözümleme, bilimsel örgütlenme, bilimsel eylemlemeleri eşgüdümleyerek Zor’u kullanma tek seçenektir.

Ekonomipolitik araştırmalar, toplumbilimsel çözümlemeler, sosyopsikolojk bulguların bireşiminden oluşan kuram/eylem programlarını ısarla sürdürerek ve uluslararası denge ve ilişkileri halklar ölçeğinde geliştirerek, parça gibi görünen bütüncül saldırıya bütüncül yanıtlar vererek ve bu yanıtları geliştirerek Zor’u zorlayarak tüm yakıcı, yıkıcı, kanlı, sömürgen saldırıları önleyebilir, düzlüğe çıkıp, güneşe, aydınlığa, barışa, üretime yönelebiliriz.

Gerçekte son olaylar, çatışma, didişmeleler de, tarihsel ve bilimsel olarak bilinen, göstermiştir ki; gerçekte çok zayıflar çok örgütsüz ve güçsüzler. Bütün sorun, onlardan olmayan sütunların altlarından çekilmesi ya da sütünların biraz sarsılması, titremesi, oynaması, kayması...

Kolay gele..

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile