Herkese Merhaba! 30 Mart 2014 seçimi sırasındaki gözlemlerimi sizinle paylaşmak istedim.

* İstanbul’da Gaziosmanpaşa İlçesi’ne bağlı Karayolları Mahallesi’nde bulunan Küçükköy Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nde gönüllü sandık gözlemcisiydim.

* 317 seçmenin kayıtlı olduğu sandığın çoğunluğu Bingöllü ve Siirtli idi. Bu seçmenlerin büyük bir kısmı o sabah saat 7:00 uçağı ile İstanbul’a geldiklerini söylediler ve öğle uçakları ile geri döneceklerdi.

* Kadının adı, düşüncesi, eğitimi, siyasi bir eğilimi, dili yok… Tamamı başı kapalı (yarı yarıya da kara çarşaflı) kadınların çoğunluğu Türkçe bilmiyordu. Zarf, oy pusulası, damga onlar için zor kavramlardı. Oğulları, kocaları, babaları onların adına karar veriyorlardı; kadını kolundan çekiştirip, onlarla oy kullanma kabinine girmeyi doğal sayıyorlardı.

* İtiraz edip, avukat çağırıp, bunun kanuna aykırı olduğunu ispatlayınca,  sandık başkanı “ama ne var ki, ailesi yardımcı olsun” diye belirtti. Bu duruma müsaade etmeyeceğimi söyleyince ve avukat da beni teyit edince, akrabaları ile birlikte oy veren gençlerin bana bakarak “biz yıllardır burada böyle oy veriyoruz, babam okuma yazma bilmez, zaten Türkçe de bilmiyor” cümlesini duymak üzücüydü…

* Kişi oy kullanmaya ehil değil, adını bile söyleyemiyor itirazlarıma ise “Yüksek Seçim Kurulu seçmen kâğıdını göndermiş bir kere, sen mi daha iyi bileceksin, devlet mi” cümlesi vahametin başka bir boyutunu sergiliyordu.

* Kadınlar ve erkekler perdeyle ayrılmış yan yana iki alanda oy kullanırlarken, yanda erkek bağırıyor (Kürtçe) ve sanırım kadına nereye oy basacağını söylüyor… Başka biri, oy pusulasını gösterip, bak buradan sekiz tane say ve mührü bas diye "kadını" doğrudan yönlendirirken, her üç pusulada 8. partinin farklı olduğunu göz önünde bulundurmuyordu…

* Nüfus cüzdanları kadınlarda durmuyor, hep erkeklerin elinde ve cüzdanlarında. Kadının bir kimliği olmadığından, atacağı oya da kendi karar veremiyor. Hatta bir adamla tartıştım “siz eşiniz adına karar veremezsiniz, oyunu kendi kullanacak, çekilin oradan” dediğimde, adam “bizde ayrı gayrı yok, ben ne dersem o” diye cevap verdi…

* İmza atmayı bırakın, kalem tutamayan kadınlar (ve erkekler). İmza yerine parmak basanların hepsi kadın ne yazık ki...

* “Evet” mührü kullanımı birkaç kere sandık başkanı tarafından boş kâğıtta gösterilmeden oy kullanmaya gitmeyenler (kadınların büyük bir kısmı) arasında bir tanesi beni hepten üzdü. Mührü “erkek” sandık başkanının elinden almak istemeyen kadın, “bunun temizi yok mu?” diye sordu…

* Oy sayımına geçildiğinde, AKP’den her sandığın başında bir görevli vardı. CHP’den kimseye gün içinde denk gelmedim. Bir AKP görevlisi, sandıktan mühürsüz çıkan zarfları ve hatta bir tane de pusulayı gösterip, “yalnızca” yardım amaçlı “verin damgayı, hemen mühür vuralım” dedi. Buna asla izin vermeyeceğim ortaya çıkınca, AKPli görevli bir tutanak tutturup, sandık başkanına imzalattı. Ben hemen avukatı çağırdım – “lütfen itiraz dilekçesine bakın, biz haklıyız, bu pusulada damga yok ve oy geçersiz” diye. Sandık başkanının okumadan imzaladığı itiraz: “Diğer partilerin geçersiz oyları geçerli sayılırken, AKP’ye ait bir oy geçersiz sayılıyor” idi. Avukat sandık başkanına itiraza bir cümle daha ilave ettirip imzalattı. Oyların yaklaşık %50’sinin AKP çıktığı bir sandıkta bile tek bir oy için AKP takipteydi…

* Benim müşahitlik yaptığım sandıktan Büyükşehir Belediyesi için 14 CHP oyu ve İlçe için de 10 CHP oyu çıktı… 317 seçmenden, 26’sı oy kullanamadı – “kullanamadı” diyorum, çünkü en azından biri sabah uçağını kaçırmış. Akrabası öyle dedi – hatta onun yerine de oy kullanmak istedi…

* Sandık başkanının ve üyelerinin kurallara yeterince hakim olmaması, oylar sayılırken, tutanak tutulurken ve çuvallar kapanırken de kendini gösterdi. Çuvalı eliyle bir fiyonk şeklinde bağlayıp, üzerine mührü basmayan sandık başkanı yerine, çuvalı sıkıca bağlayıp eritilen balmumu üzerine mührü bastıktan sonra, ıslak imzalı oy tutanağımı bina sorumlusuna teslim edip, eve döndüm.

* Oy ve Ötesi çabasını takdir ediyorum… Gerçekten canla başla çalıştılar – sürekli bilgilendirme, telefonla yönlendirme. Beşiktaş, Şişli, Kadıköy gibi yerlere pek çok gözlemci gidiyor, dolayısıyla gelecekteki seçimlerde ücra yerlerde organize olmanın daha faydalı olacağını düşünüyorum.

* Gün sonunda şunu sordum kendime. O insanlar da Türkiye’de yaşıyor, ben de… Gerçekten öyle mi? Ben oraya ne kadar ait değilsem, onlar da benim yaşadığım Atatürk’ün kurduğu Türkiye’den, cumhuriyetten, laiklikten, kadın ve erkek eşitliğinden bir o kadar uzaklar. Bu temel sorun hepimizi ilgilendiriyor. 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkını veren bir ülke olarak (bu hak Fransa ve İtalya'da 1946'da, İsviçre'de ise 1971'de verildi), kadınlara yeterli eğitim olanakları vermezsek, onlara eğitimde eşitlik fırsatı tanımazsak, okuma yazma bilmeyen, kendi fikri olmayan/söyleyemeyen hiçbir kadını gerçek anlamda “seçime” dahil edemeyiz.

Aydınlık günler görmek dileğiyle,

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile