Osmanlı imparatorluğunun kuruluşu zor’un sonucudur.

Osmanlı imparatorluğunun yıkılışı zor’un sonucudur.

Tanzimat  zor’un sonucudur.

Meşrutiyet’ler zor’un sonucudur.

Cumhuriyet, kurtuluş ve kuruluş zor’un sonucudur.

1960  zor’un sonucudur.

1971  zor’un sonucudur.

1980  zor’un sonucudur.

2002  zor’un sonucudur.

Bütün bu zor’lar, ulusal uluslararası, uluslarüstü ekonomik, sosyal, tarihsel gerekçlerin etkileriyle gerçekleşmiştir. Her zor’da her bir etki, diğerine göre fazla ya da eksik olabilir. Ancak her zor’ bir kaç etkenin etkisiyle zor’un zoruna yönelmiştir.

Yani zor’suz değişim, dönüşüm gerçekleşmemektedir. Değişimi zorlayan zor’ların ortak, değişmeyen bir etkeni var ki onun adı; ekonomipolitiktir. Zor’larda bireylerin işlevi ya da rolü çok sınırlıdır. Zor’un özünü değil, olsa olsa biçimini etkilemektedir. Birey, bu zor sürecinde, bireysel etkimesinin ve süreçteki bireysel çıkarlarının gücü oranında bireysel etkisini biçim üzerinde gösterebilmektedir. İçerik üzerinde neredeyse hiç bir etkisi yoktur. Yani onu zorlayan da zor’un ekonomipolitik niteliğindeki zor oranıdır. Örneğin zor’un uygulanmasını zorlayan süreçte, birey, bu sürecin işleyişinden yararlanır, beğeni, çıkar, kin, öfke vb. Öznelliklerini de devreye sokar. Ama bunların olabilmesi için zor’un nesnelliğinin olması gerekir.

Türkiye 1971 12 Mart’ından beri Yeryüzü Sömürüsü olarak adlandırılan genel zor’layıcı etkenin, bölge ve ülke ölçeğindeki zorlamalarını yaşamaktadır. Ancak, her zor amaca kökten veya birden bire ulaşamadığı için, ikinci bir zor’a kadar altyapı hazırlığı yapmaktadır. 12 Eylül 1980, 12 Mart 1971’in altyapısı üzerine geliştirilen daha fazla zor’, daha şiddetli zor’un eksiksiz bir örneğidir. Kamucu ekonominin tümüyle bitirilip Yeryüzünün Türkiye Parçasının sömürüsü için engelsiz koşullar oluşturma uygulamasının, artık yeter daha fazla bekleyemeyizin adıdır. Bu beklenemez olan şeyler ise, direnç noktalarını, bireyler, kurumlar, örgütler ölçeğinde zayıflatmak, yok etmek; küresel güçlere ve yerel sömürücülere güllük gülistanlık sömürü koşulları oluşturmak, özelleştirme adı ile yumuşatılan toprakları, üretim alanlarını satmak, savmak, el koymak ve bunlarla birlikte ve bunlardan sonra, emperyalist ürünler için açık, özgür, rahat  ve yüksek sömürülü, kazançlı bir Pazar yaratmak,bunun için birilerini bulup onların ağızlarına bal çalarak, onları göreve koşmak.

Diğer önemli bir sosyoekonimik yasa ise, her zor’un bir karşı zor’u oluşudur. Yani, zor’ ya karşı zor’a karşı yapılmıştır ya da zor’ karşı zor’u oluşturmuştur. İkisinden birinin oluşmadığı bir zor yoktur.

Zor’un uygulama şiddeti, zor’a karşı dirence göre değişmektedir. Yüksek direnç olursa, Kaddafi, Saddam, Esad gibi kişilerle gösterilip, ekonomipolitik rejime yönelik yıkıcı ve kanlı olmaktadır. Bu üç kişide simgelenen zor, özünde arap sosyalizmi olarak adlandırılan ve zor’un uygulayıcılarının sık sık yarı gizli dillendirdikleri REJİM kavramında içselleşmiştir. Ekonomi politiği kısaca KAMUCU BAAS REJİMİDİR.

Türkiye’deki adı da KAMUCU ya da yıpratıla yıpratıla yarı kamucu, CUMHURİYET REJİMİ...

İşte bu ekonomipolitik temelli zor’lar, uyguladığı zor, zor’u kullananlar dışnda, toplumsal kültürel yapının tüm alanlarına; üretim, tüketim, bilim, sanat, teknoloji ve insana yönelik olarak uygulanır. Gerçekte kapitalist/emperyalist dünyada zor, süreklidir. Değişen zor’un şiddetidir. En az şiddetli olana demokrasi, en şiddetli olana Faşizm adı verilmiştir. Gerçekte ikisinde ve ikisinin arasında zor hep vardır.

Türkiye’de günümüzde yaşanan küresel ve yerel güçlerin ortak, ama çatışmalı, uyguladıkları zor, geçmişteki şiddetli zorl’ar gibi, üniversiteler, sendikalar, hukuk kurumları, fabrikalar, işçiler, okullar, gençlik, köylülük, sanat kurumları, aydınlar üzerinde zor’unu sergilemektedir.

Zor yukarıda değindiğimiz gibi, hem karşı zor hem de kendi zorunlu zor’u yüzünden doğmakta, uygulanmaktadır. Türkiye, küresel ve işbirliği içindeki yerel sermaye güçlerinin bölgesel, yerel, küresel YERYÜZÜ SÖMÜRÜSÜ planlarının engelleri olan karşı zor’a karşı ve planlarını uygulamak için kendi zorunluklarını zor’u gereği zor kullanmaktadırlar.

İşte bu yıkıcı, yakıcı yeryüzü sömürüsü eksenli zor’un görünürdeki uygulayıcıları tüm zorbaların yenilgisi ancak ve ancak KARŞI ZOR ile olanaklıdır. Zor’u zor dışında bir yöntemle zorlayıp uyguladıkları zor’u engellemek, geriletmek, bir yerde bir dengede tutmak yada tümüyle zor kullanamaz durum getirmek olanaksızdır.

Zor’a karşı, bilinçli, kör olmayan, saldırgan olmayan, bilimsel bir düzeneğin toplumsal yaşama uygulandığı bilgi yüklü güçlü bir zor’a gerek var.

Bu zor, zordur. Ama zorlamaktan başka da yol yoktur. Çünkü olmamıştır, olmayacaktır da. Taaa ki, zor kullanan güçler, zor kullanamaz duruma gelinceye kadar. Ki o zaman bile, zor kullanacak duruma yeniden gelmesinler diye, sürekli bir zor’a ihtiyaç olacaktır.

Toplumsal tarihte, buna, bilimciler TARİHTE ZOR’UN ROLÜ adını vermişlerdir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile