Medeni Kanun” ve “Medeni Hukuk” kavramlarını içeren terim “Hukuk”tur. O yüzden ilk olarak “Hukuk”un tanımını yapmak gerekir. Hukuk Arapça kökenli bir sözcüktür ve HAK kavramının çoğulu olan HAKLAR anlamına gelir.[1] Sözlük anlamı böyle olmakla beraber hukuk terimi dilimizde çoğunlukla toplumsal yaşamı düzenleyen kurallar bütünü olarak da kullanılmaktadır.[2]

Hukukun Tanımı: Hukukun kesinlik taşıyan, tartışılmaz ve değişmez bir tanımını vermek olanak dışıdır. Çünkü hukuk, toplumsal yaşamı düzenleme amacını taşıdığından toplumsal yaşamda zaman içinde meydana gelen değişmelerden etkilenir. Ayrıca birbirinden farklı yaşam koşullarına sahip toplulukların yaşamlarını düzenleme yönünden de farklılıklar söz konusudur yani özetle hukuk, zamana ve yere göre değişen bir kavramdır.[3] Velidedeoğlu’na göre ise, “Hukuk, cemiyeti nizamlayan ve Devlet müeyyidesi ile kuvvetlendirilmiş bulunan kaidelerin bütünüdür.”[4]. Medeni Hukuk ise Hukukun önemli bir dalıdır ve özellikle de Özel Hukukun en önemli dalı olarak ele alınmaktadır.[5]

“Medeni Hukuk Terimi”, kökeninin Roma Hukukunda bulmaktadır. Roma Hukukunda, Medeni Hukuku karşılamak üzere JUS CİVİLE terimi kullanılırdı. Bu terim Latince JUS (HUKUK) VE CIVITAS (ŞEHİR) sözcüklerinin birleştirilmesinden oluşan ŞEHİRLİ HUKUKU (ROMALILARIN HUKUKU) anlamına geliyordu. Bu terim, Roma’nın değişik devirlerinde, değişik anlamlarda kullanılmıştır. Roma Kentinden olmayan, yani alınmış topraklarda oturanlara da ayrı bir hukuk uygulanır, buna da JUS GENTİUUM denilirdi. Daha sonra tüm vatandaşlar için aynı hukuk uygulandı ve JUS CİVİLE denildi.[6]

Fakat daha sonraları JUS CİVİLE terimi yanlıca Roma Özel Hukukunu ve özellikle Medeni Hukuk belirtmek üzere kullanılmaya başlandı. İşte bu anlamdaki, yani Özel Hukuk ve özellikle Medeni Hukuku belirtmek üzere kullanılan terim, batı dillerine de aynen geçti. Batı dillerinde de, Medeni Hukuk, sözlük anlamıyla genellikle ŞEHİR HUKUKU demek olan terimlerle anılmaya başlandı.[7]

Türkçedeki MEDENİ HUKUK teriminde yer alan “MEDENİ” sözcüğü de Arapçada kent, şehir anlamına gelen MEDİNE’den türemiştir. Yani dilimizde de bir bakıma sözlük anlamıyla “Şehirli Hukuku” şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yoksa burada ki “medeni” kelimesi uygar anlamına gelmez.[8]

Medeni Hukuk, Özel Hukukun temeli sayılan ve düzenlediği ilişkiler yönünden en kapsamlı olan Özel Hukuk dalıdır. Hatta hukukun doğuşu ve tarihçesi bakımından Medeni Hukuk, hukukun temeli sayılabilir.[9]

Bu çalışmanın asıl konusun olan “Medeni Kanun” kavramı için ise şöyle bir tanım verilebilir; Medeni Kanun denildiği zaman, dar ve geniş olmak üzere iki değişik anlama karşımıza çıkar. “Dar anlamda Medeni Kanun”  4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren ve 937 maddedenoluşan 743 sayılı yasayı belirtmek üzere kullanılan terimdir. Dar anlamda Medeni Kanun içinde, Başlangıç Hükümleri, Kişiler Hukuku, Aile Hukuku, Miras Hukuku, Eşya Hukuku kitapları yer almaktadır.[10]

“Geniş anlamda Medeni Kanun” denilince, dar anlamdaki Medeni Kanun dışında, yine 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren ve 544 maddeden oluşan 818 sayılı Borçlar Kanunun da dahil olduğu daha geniş bir kavram anlaşılır. Yani Geniş Anlamda Medeni Kanun, Dar Anlamda Medeni Kanun ve Borçlar Kanununun oluşturduğu bir bütündür. Zaten Borçlar Kanununun 544 üncü maddesinde, bu Kanununun Medeni Kanunun bir parçası olduğu belirtilmektedir.[11]

“Medeni Hukuk” kavramı ise geniş anlamdaki Medeni Kanun kavramından daha geniş kapsamlıdır. Çünkü Medeni Hukuk denilince, yalnızca Medeni Kanun ve Borçlar Kanununda yer alan kuralların oluşturduğu hukuk anlaşılmaz. Bunların dışında, başka özel yasalarla getirilmiş olup da doğrudan doğruya Medeni Hukuku ilgilendiren düzenlemelerde Medeni Hukukun kapsamına girer. Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu ve özel yasalarda yer alanlar dışında, belirli bir yasada yer almayan, yazılı olmayan, fakat yaptırıma bağlanarak bu alanda bir hukuk kuralı halini alan ve Medeni Hukuk ilişkilerine yönelik örf ve adet hukuk kuralları da Medeni Hukukun kapsamına girer.[12] Kısaca, Medeni Kanun, Medeni Hukukun temelini oluşturan kişi, aile, miras ve eşya hukukunu düzenleyen yasadır.[13]

Türk Medeni Kanunun Benimsediği Temel İlkeler

a) Devrimci ve Laik Niteliği; Kadın-erkek arasında eşitlik sağlayarak laik ve monogam bir sistem getirmiştir.Osmanlı Toprak Rejimine dayanan eski mülkiyet anlayışı ve sistemi tümüyle terkedilmiş ve yeni bir mülkiyet anlayışı ile yeni bir sistem getirilmiştir. Aynı durumda bulunan insanlar arasında eşitliği gözeten laik bir sistem kurularak devrimci bir özellik kazandırılmıştır.

b) Çağdaş Niteliği; Medeni Kanunumuz, hukuk alanındaki gelişme ve yenilikleri göz ardı etmemiş, bunlardan yaralı olanları benimseyerek bünyesinde yer vermiş ve yeniliklere açık bir yapıya bürünmüştür.

c) Demokratik ve Eşitlikçi Niteliği; Medeni Kanunumuz, tüm kişileri eşit görür, hiçbir sınıf ya da kişiye ayrıcalık vermez. Yurttaşlar ve yabancılar arasında da fark gözetmez. Ayrıca kişi özgürlüğüne çok önem verir. Bu yönüyle de bireyci bir özellik taşır.

d) Birey (Fert) Çıkarı İle Toplum Çıkarını Akılcı Biçimde Dengelemiş Olması; Türk Medeni Kanunu, ne Fransız Medeni Kanunu gibi bireycilikte ileri gitmiş, ne de sosyalist hukuk sistemlerinde olduğu gibi bireyi göz ardı ederek sadece toplum çıkarını düşünmüştür. Temelde bireylere mülkiyet hakkını ve bu hakkı kullanma özgürlüğünü;  hukuki ilişkilerde irade özgürlüğünü tanımış; fakat kişilerin bu özgürlüğü dilediği gibi başıboş biçimde, diğer kişiler ve toplum zararına olacak keyfilikle kullanmasını da engellemek için gerekli düzenlemeleri getirmiştir. Ayrıca zayıf durumda olanların korunması için de gerekli ilkeleri (hakkaniyet) benimsemiştir.[14]

Mecelle

Ülkemizde Cumhuriyet’in ilanından sonra gelişen devlet anlayışının gereklerine uygun olarak İslam kurallarına dayanmayan bir hukuk düzeni kuruldu. Böylece İslam kurallarına dayalı olan Mecelle’nin yerine yeni bir yasa yapılması gereği doğdu.[15] Burada “Mecelle” hakkında bilgi vermek yerinde olacaktır; Mecelle Tanzimat’tan sonra İslam dininin esaslarına uygun olarak 1869–1876 arasında yapılan çalışmalarla hazırlanan Osmanlı medeni kanunudur.[16]

Mecelle’nin hazırlanışı, Avrupa’ya tesirli bir şekilde hükmeden bu fikirlerin bütün Dünya’ya yayıldığı zamana rastlamıştı.[17] Birçoklarının iddiaları hilafına, Mecelle bir dogmatizm, skolastisizm eseri değildir. Mecelle tıpkı Medeni Kanun’un kabulü sırasındaki inkılâpçılık ruh ve anlayışıyla mukayese edilebilecek şekilde, devrinin, ruh ve kültürüne uygun, onunla mütenasip ileri bir hamlesidir. Hazırlanışındaki zengin bibliyografya paralel olarak, gerek Ahmet Cevdet Paşa’nın ve gerekse çalışma arkadaşlarının sahalarındaki kültür ve bilgilerin yüksekliği, devamlı ve sabırlı çalışmaları muvaffakiyetin amilleri arasında idi.[18]

Mecellenin hazırlanışı sırasında pek çok görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Savunulan görüşlerden ilki Ali Paşa’ya aittir. Ali Paşa Batı’dan alınacak bir medeni kanunu savunuyordu. İkinci görüşü savunan Cevdet Paşa ise, İslami esasları birleştiren ve Türkçeleştiren bir kanundan yanaydı. Yapılan görüşmeler sonunda Cevdet Paşa’nın görüşü benimsenerek Fransız Medeni Kanunu’nun alınmasından vazgeçildi. Bunun yerine Hanefi mezhebinin en uygun hükümlerinin bir araya getirilmesi kararlaştırıldı. 1869’da Cevdet Paşa başkanlığında toplanan kurulun (Mecelle Cemiyeti) yedi yıl süren çalışmalarının sonunda “Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye” oluştu. Mecelle 1877’de padişah tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. 1926’da Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu’nun kadar yürürlükte kalmıştır.[19]

Mecelle, tamamen dini esaslara dayatılan ve yalnızca öteden beri uygulanan fıkıh hükümlerini bir araya getirip derlemiştir. Dini kurallara göre hazırlanmış olan Mecelle gerçek anlamda bir yasa olarak kabul edilemez. Çünkü yasa yapmaya yetkili kılınmış bir yasama organınca hazırlanmamıştır. Bununla birlikte, yasa koyucu konumunda bulunan padişahın iradesini yansıttığı için, Mecelle uyulması zorunlu ve yasa niteliğinde bir hukuki dayanak olarak kabul edilir.[20]

Mecelle bir giriş ve on altı kitaptan oluşur. Bu kitaplardan başlıcaları, şirketler, satışlar, kefalet, gasp, kiralama, rehin ve yargılamadır. Mecellenin bütünü 1851 maddedir. Bu maddelerin pek çoğunda düzenlenen konu örneklerle açıklanmıştır. Genelden özele doğru giden bir sistematiği izler.[21]

Mecelle’nin son dört kitabı medeni kanunla ilintili değildir. Bunlarda hukuk yargılaması usullerine yer verilir. Buna karşın Mecelle’de medeni hukukun en önemli bölümünü oluşturan kişi, aile ve miras hukukunu düzenlenmeyerek bu konuyla ilgili düzenleme İslam hukukuna bırakılmıştır.[22]

Mecelle tüm din ve mezheplerde uygulanmaya çalışıldı. Mecelle’nin kapsamına girmeyen konularda Müslümanlar için Şer’iye Mahkemeleri, öteki dinler için de dinsel ve ruhani merciler yetkili kılındı. Mecelle, Osmanlı hukuk düzeninde önemli bir dönüm noktasıdır. 17 Şubat 1926’Da Medeni Kanun ‘un kabulünden sonra, uygulanabilmesi için çıkartılan 4 Ekim 1926 tarih ve 884 sayılı kanunun 43. maddesiyle yürürlükten kalktı.[23]

Türk Medeni Kanununun Tarihçesi

4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren 743 sayılı Türk Medeni Kanunu değinildiği üzere, eski hukuk düzeninden tamamen farklı, çağdaş, laik ve yepyeni bir düzenleme ve anlayış getirmiştir. Medeni Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki dönemde geçerli olan Osmanlı Özel Hukuku ve özellikle Medeni Hukuk ilişkileri dinsel temele dayanmakta idi. Zaten devlet de dinsel temele dayanmakta (teokratik) idi. İslam Hukuk yazılı değildi ve herhangi bir olayda, fıkıh kitaplarında yer alan benzer çözümlere bakılarak hukuki bir sonuca varılırdı. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde, tebaa olan, fakat Müslüman olmayan birçok kişi yaşamakta idi (gayrimüslim tebaa). Bu kişilere de İslam Hukuku, yani İslam Dininin kuralları değil özellikle aile ve miras hukuku alanlarında kendi dinlerinin kuralları uygulanmakta idi.[24] Ayrıca, yabancılara ve gayrimüslim tebaaya hukuk alanında bir takım ayrıcalıklar tanınmıştı ve bu yolla hem hukuki eşitlik ve bütünlük, hem de devletin egemenlik hakkı zedeleniyordu.[25. İşte belirtilen bu nedenlerle, daha Osmanlı İmparatorluğu zamanında ve Tanzimat Döneminde tek tip ve gelişmelere ayak uydurabilecek bir hukuk yaratma girişimleri başladı.[26]

Medeni Kanunun hazırlanması için dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un da etkisiyle İsviçre Medeni Yasasının benimsenmesi düşüncesi kabul edilerek medeni yasa ve onun bir bölümünü oluşturan borçlar yasası için iki ayrı komisyon oluşturuldu. Bu komisyonlar tasarı çalışmalarında İsviçre Medeni Yasası ve Borçlar Yasası’nın Fransızca çevirilerini temel aldılar.

Niçin özellikle İsviçre Medeni Kanunun Türkçeye çevrilerek yasalaştırıldığı sorusu çok sorulmuş ve sorulmaktadır. Bu konuda değişik nedenler gösterilmiştir. Bunların başında, o sırada İsviçre’de Hukuk eğitimi yapan ve daha sonra Türkiye’ye dönerek üst düzeyde önemli görevler üstlenen genç Türk hukukçularının İsviçre Hukukunu tanıyarak bu hukuk sisteminin etkisinde kaldıkları, daha sonra dabu hukukun alınmasında etkili oldukları söylenmiştir. İkinci olarak, İsviçre Medeni Kanunun, o sırada batı toplumlarında yürürlükte bulunan medeni kanunlar içinde en yeni, çağdaş ve demokratik olması neden gösterilmiştir. Nihayet üçüncü bir neden olarak, İsviçre Toplumunun da çiftçi kökenli olduğu, Türk Toplumuna diğer batı toplamlarından duygu ve düşünce yönünden daha çok benzediği, dolayısıyla bu medeni kanunun Türk toplumuna daha uygun düşeceği düşünülmüştür.[27]

Hazırlanan medeni yasa tasarısı bütün olarak 17 Şubat 1926’da Borçlar Yasası ise 22 Nisan 1926’da mecliste kabul edildi. 743 sayılı Medeni Kanun 4 Nisan 1926’da, 818 sayılı Borçlar Yasası ise 818 sayılı Borçlar Yasası ise 8 Mayıs 1926’da yürürlüğe girdi. Aynı gün yürürlüğe giren “Kanunu Medeni’nin Sureti Meriyeti ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun” (Uygulama Kanunu) ile de bu iki yasanın geçiş dönemine ilişkin kurallar konuldu.[28]

Türk Medeni Kanunu’nun en belirgin özelliği bireyci ve liberal oluşudur. Kişi haklarıyla özel girişime geniş yer veren yasada toplumcu eğilimlerin de etkisi vardır. Nitekim nafaka, velayet ve velayete ilişkin bölümlerde bu eğilimin etkileri gözlenir.[29]

Türk Medeni Kanunu’nun 1926’da yürürlüğe girmesinden sonra aradan geçen sürede bazı hükümleri işlerliğini yitirdi. Bu nedenle Milli Güvenlik Konseyinin görevde bulunduğu dönemde kabul edilen 1 Haziran 1981 tarih 2467 sayılı yasayla yeni bir medeni yasa tasarısı hazırlanması amacıyla komisyon oluşturuldu. Sözü edilen bu tasarı 1984’te meclise sunuldu, bu yeni düzenleme Türk hukuk dizgesinde (sisteminde) önemli değişmeler öngörmekteydi.[30]

Zaten Medeni Kanun, yasaların zaman içinde ve ihtiyaçlar nedeniyle değişmek zorunda olduğu, yasaların din kurallarından farklı olarak zamanla değişmesi gerektiği ifade edilmiştir. Yasa bu ifadeyle kendisinin zaman içinde değişmek zorunda olduğunu, değiştirilmeme gibi bir iddiasının bulunmadığını ortaya koymuştur.[31]

Kabulünden bu yana geçen 76 yıllık sürede 1 Ocak 2002 tarihinde yeniden düzenlen ve yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu ile eski Medeni Kanun'un, gerek şekil gerek içerik bakımından pek çok hükmünde değişiklik yapılmıştır. Şekle ilişkin değişiklikler arasında ilk sırada madde numaraları gelmektedir. Ayrıca yeni düzenlemede bölüm numaralan da eski metinden farklıdır. Yeni metinde ayrıca çok fazla kavram değişikliği yer almaktadır.[32]

Yeni Kanun'un içeriği de eski hükümlerden son derece farklılık arz etmektedir. Oysa gerek medyada gerek kamuoyunda, yeni Kanun'daki en önemli değişikliğin, evlilikte eşler arasındaki mal rejimlerinde yapıldığı intibaı uyandırılmıştır. Kısaca, kamuoyunda; yeni Türk Medeni Kanunu ile eski Kanun hükümlerinde yapılan değişikliğin, yeni bir mal rejiminin kabul edilmesinden ibaret olduğu kanaati doğmuştur. Doktrinde bir görüş ise, değişikliklerin önemini vurgulamak için, Türk Medeni Kanunu'nu bir devrim kanunu olarak nitelendirmiştir.

Kanun metni yakından incelendiği takdirde, değişikliğin kamuoyundaki algılandığı kadar basit olmadığı açıkça görülmektedir. Gerçekten de yeni Kanunla getirilen değişiklikler yalnız mal rejimi ile sınırlı değildir. Yeni Medeni Kanunda, başlangıç hükümlerinden itibaren, zilyetlik ve tapu siciline kadar, eski Medeni Kanun hükümlerinde son derece önemli değişiklikler kabul edilmiştir.[33] Burada yer alan kanunlar bu çalışmanın boyutunu aşacağı için ayrıntıya yer verilmeyecektir.

Türk Medeni Kanunun Benimsediği Temel İlkeler

a) Devrimci ve Laik Niteliği; Kadın-erkek arasında eşitlik sağlayarak laik ve monogam bir sistem getirmiştir.Osmanlı Toprak Rejimine dayanan eski mülkiyet anlayışı ve sistemi tümüyle terkedilmiş ve yeni bir mülkiyet anlayışı ile yeni bir sistem getirilmiştir. Aynı durumda bulunan insanlar arasında eşitliği gözeten laik bir sistem kurularak devrimci bir özellik kazandırılmıştır.

b) Çağdaş Niteliği; Medeni Kanunumuz, hukuk alanındaki gelişme ve yenilikleri göz ardı etmemiş, bunlardan yaralı olanları benimseyerek bünyesinde yer vermiş ve yeniliklere açık bir yapıya bürünmüştür.

c) Demokratik ve Eşitlikçi Niteliği; Medeni Kanunumuz, tüm kişileri eşit görür, hiçbir sınıf ya da kişiye ayrıcalık vermez. Yurttaşlar ve yabancılar arasında da fark gözetmez. Ayrıca kişi özgürlüğüne çok önem verir. Bu yönüyle de bireyci bir özellik taşır.

d) Birey (Fert) Çıkarı İle Toplum Çıkarını Akılcı Biçimde Dengelemiş Olması; Türk Medeni Kanunu, ne Fransız Medeni Kanunu gibi bireycilikte ileri gitmiş, ne de sosyalist hukuk sistemlerinde olduğu gibi bireyi göz ardı ederek sadece toplum çıkarını düşünmüştür. Temelde bireylere mülkiyet hakkını ve bu hakkı kullanma özgürlüğünü;  hukuki ilişkilerde irade özgürlüğünü tanımış; fakat kişilerin bu özgürlüğü dilediği gibi başıboş biçimde, diğer kişiler ve toplum zararına olacak keyfilikle kullanmasını da engellemek için gerekli düzenlemeleri getirmiştir. Ayrıca zayıf durumda olanların korunması için de gerekli ilkeleri (hakkaniyet) benimsemiştir.[34]

Medeni Hukukun Sistemi

Medeni Hukuk çok çeşitli ve birbirinden farklı olan ilşkileri düzenleyen hukuk dalıdır. Bu ilişkileri düzenleyen hukuk kuralları da çok çeşitlidir. O halde, mahiyet ve özellikleri bakımından birbirine az çok yakın ilişkileri, dolayısıyla da bu ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarını bir araya toplamak, bunları bir sıraya, bir düzene sokmak gerekir. İşte, buna medeni hukukun sistemi denir.[35] Medeni Hukuk, düzenlemekte olduğu ilişkilerin mahiyetlerine göre 5 dala ayrılır;

1) Kişiler Hukuku

2) Aile Hukuku

3) Miras Hukuku

4) Eşya Hukuku

5) Borçlar Hukuku

1) Kişiler Hukuku; Kişiler Hukuku, hak sahibi olan varlıkların (kişilerin) türlerini, ehliyetlerini, kişisel durumlarını (şahsi hallerini), yakınlarıyla olan bağlılıklarını (hısımlık) ve belli bir yerle ilişkilerini (yerleşim yeri); kişiliğin başlangıcı, sona ermesi ve korunması konularını düzenleyen medeni hukuk dalıdır.

2) Aile Hukuku; Aile Hukuku, kısaca aile ilişkileri diye isimlendirebileceğimiz bir takım ilişkileri düzenleyen medeni hukuk dalıdır. Bu hukuk dalının konusuna nişanlama, evliliğin kurulması, eşlerin karşılıklı hak ve ödevleri, ana-babanın çocukların kişiliği ve malları üzerindeki hak ve ödevleri (velayet), evliliğin ortadan kalkması, ana-baba ile çocuklar arasındaki soybağı, aile üyeleri arasındaki ilişkiler, korunmaya muhtaç olan kişilerle ilgili önlemler (vesayet) gibi konular girmektedir.

3) Miras Hukuku; Miras Hukuku, bir gerçek kişinin (bir insanın) ölümünden sonra kendisinin para ile ölçülebilen bütün hak ve borçlarının (terekesinin) mukadderatının ne olacağı, yani bunların kimlere, ne oranda ve nasıl dağıtılacağı konularını düzenleyen hukuk kurallarından ibarettir.

4) Eşya Hukuku; Eşya Hukuku, kişilerin bir eşya üzerindeki egemenlik (hâkimiyet)ve tasarruflarının mahiyet ve türlerini, onların bu egemenlik dolayısıyla diğer kişilerle olan ilişkilerini düzenleyen medeni hukuk dalıdır.

5) Borçlar Hukuku; Borçlar Hukuku, borç ilişkilerini düzenleyen medeni hukuk dalıdır. “iki taraf arasında mevcut olup bunlardan birini (borçlu) diğerine (alacaklı) karşı belli bir davranış biçiminde (edim) bulunmakla yükümlü kılan hukuki bağ” şeklinde tanımlanan borç ilişkisinin doğumu, hükümleri, türleri, sona ermesi gibi hususlar borçlar hukukunun konusunu oluştururlar.[36]

Medeni Hukukun Önemi

Medeni Hukukun toplum hayatındaki önemi çok büyüktür; zira günümüzde medeni hukukun düzenlediği ilişkilerden herhangi biriyle ilgisi bulunmayan bir kimsenin mevcut olabileceğini düşünmek dahi mümkün değildir. Gerçekten bir insan daha doğduğunda, hatta sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü anda medeni hukukla temasa geçmektedir. Nitekim Medeni Kanunumuz bir çocuğu, sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan itibaren hak sahibi yani kişilik olarak kabul etmektedir (m.28/II). Aynı şekilde, bir kimse öldükten sonra da medeni hukukla ilgisini bir süre daha devam ettirir. Nitekim medeni hukukun bir dalı olan miras hukuku bir gerçek kişinin(insanın) ölümünden sonra kendisinin para ile ölçülebilen bütün hak ve borçlarının –terekesinin- kaderinin ne olacağını düzenleyen kurallardan ibarettir.[37]

Görüldüğü gibi, medeni hukuk bir gerçek kişiyi (insanı) daha doğmadan önce karşılamakta, öldükten sonra da bir süre izlemektedir. Bir kimsenin, doğumundan ölümüne kadar geçen zaman içinde giriştiği ilişkilerin oldukça büyük bir kısmı da medeni hukuk tarafından düzenlemektedir. Nitekim bir gerçek kişinin medeni haklardan yararlanma ve medeni hakları kullanma ehliyeti ( hak ve fiil ehliyeti), bunların şartları ve içeriği; kişilk kavramına giren unsurlar, kişiliğin içe (dâhilen) ve dışa (haricen) karşı korunması; bir kimsenin ayrı cinsten başkasıyla sürekli bir hayat ortaklığı kurması (evlenme), evlilik dolayısıyla ortaya çıkacak ilişkiler; bir kimsenin bir eşyaya egemen olması (hâkimiyeti) dolayısıyla o kimse ile diğer kimseler arasında ortaya çıkabilecek ilişkiler, hep medeni hukukun konusuna girmektedir.[38]

Diğer taraftan, günlük hayatımızda sıklıkla yaptığımız işlemler de medeni hukukun bir kolu olan borçlar hukukunun konusuna girerler. Bu gibi işlemleri bütün hayatı boyunca hiç yapmamış olan bir insan bir insan düşünebilir miyiz? Bunun imkânsız olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz; zira insan olarak hayatımızı devam ettirmek üzere bir takım işlemler yapmak zorundayız. Örneğin her şeyden önce gıda maddelerine muhtacız. Sonra barınacak bir yere ihtiyacımız vardır. Aynı şekilde giyecek ve yakacak maddelerine de sahip olmak zorundayız. Bütün bunları nasıl sağlayacağız? Örneğin bir elbiseye ihtiyacımız olduğu zaman kumaşı bir başkasından satış sözleşmesiyle alırız; sonra terzi ile eser sözleşmesi (istisna akdi) yaparak elbisenin dikilmesini sağlarız. Kumaş bedelini veya terzinin dikiş ücretini ödemek üzere o sırada paramız yoksa bunu bir arkadaşımızla yapacağımız karz (ödünç) sözleşmesi yoluyla temin ederiz. Barınacak bir yer sağlamak üzere çoğu kez başkalarıyla kira sözleşmesi yaparız. Samimi bir dostumuzun başka bir kimseden borç para almasına yardımcı olmak üzere ona kefil oluruz, yani kefalet sözleşmesi yaparız. Okula veya iş yerimize erişmek üzere bindiğimiz vapur, otobüs veya dolmuşta, eğlenmek amacıyla gittiğimiz sinema veya tiyatroda, karnımızı doyurmak üzere yemek yediğimiz lokantada; vapurun, otobüsün, dolmuşun, sinema nın, tiyatronun ve lokantanın sahipleri ya da yöneticileriyle olan ilişkilerimiz hep borçlar hukuku tarafından düzenlenmektedir.[39]

Görülüyor ki, doğduğumuzdan ölümümüze kadar sosyal hayatta başkalarıyla giriştiğimiz ilişkilerin çok büyük bir kısmı, medeni hukukun konusuna girmektedir. O halde, medeni hukukun sosyal hayattaki önemi ve rolü yadsınamayacak kadar büyüktür. Çoğumuz giriştiğimiz veya içerisinde bulunduğumuz ilişkilerin, sosyal hayattaki eylem ve davranışlarımızın büyük bir kısmının medeni hukuk tarafından düzenlenmekte olduğunu bilmeyiz veya farkında olmayız, ama yine de medeni hukukla temasa geçeriz.[40] Nitekim Medeni Kanunlar, kişilerin doğumundan ölümüne kadar tüm yaşam faaliyetlerini düzenleyen kanunlardır. Bu kanunlar toplumun kişiye, çocuklara, kadınlara, aileye, yaşlılara, bedensel veya zihinsel özrü bulunanlara, bunların birbiriyle ve eşya ile ilişkilerine bakış açılarını ortaya koyarlar. Bir toplumun kişilere verdiği değere bakmak için Medeni Kanuna bakmak yeterlidir.[41]

KAYNAKLAR

ZEVKLİLER, Aydın. Medeni Hukuk, Savaş Yayınları, Ankara 1995.

KILIÇOĞLU, Ahmet. Kadın ve Çocuk Hakları Açısından Yeni Türk Medeni Kanunu, T.C. Başbakanlık Kadın Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, Ankara 2003.

HEYET, “Medeni Kanun”, Görsel Büyük Genel Kültür Ansiklopedisi, Görsel Yayınları, C. XVI.

HEYET “Mecelle”, Görsel Büyük Genel Kültür Ansiklopedisi, Görsel Yayınları, C.XVI.

VELİDEDEOĞLU, Hıfzı Veldet. Türk Medeni Hukuku, C.I, cz. 1. Umumi Esaslar, B.6, İstanbul 1959.

VELİDEDEOĞLU, Hıfzı Veldet. Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimat, Tanzimatın Yüzüncü Yılı, C.I, İstanbul 1940.

GÜR, Refik. Hukuk Tarihi ve Tefekkürü Bakımından Mecelle, Sebil Yayınevi, İstanbul 1975, 2. Basım.

AKINTÜRK, Turgut. Medeni Kanun, Beta Yayın, İstanbul 2006, 12. Basım.

BAŞPINAR, Veysel. Türk Medeni Kanunu İle Aile Hukukunda Yapılan Değişiklikler Ve Bu Konuda Bazı Önerilerimiz,  Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.

DİPNOTLAR


[1] Aydın Zevkliler, Medeni Hukuk, Savaş Yayınları, Ankara 1995, s. 4.

[2] Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 4.

[3] Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 5.

[4] Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Türk Medeni Hukuku, C.I, cz. 1. Umumi Esaslar, B.6, İstanbul 1959, s. 7.

[5] Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 41.

[6] Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 41.

[7] Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 41.

[8] Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 42.

[9]Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 42.

[10] Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 44.

[11]Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 44.

[12] Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 44.

[13] Heyet, “Medeni Kanun”, Görsel Büyük Genel Kültür Ansiklopedisi, Görsel Yayınları, C.XVI.  1999. s.6060.

[14] Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 46.

[15] Heyet “Medeni Kanun”, s. 6060

[16] Heyet “Mecelle”, s. 6056

[17] Refik Gür, Hukuk Tarihi ve Tefekkürü Bakımından Mecelle, Sebil Yayınevi, İstanbul 1975, 2. Basım s.199.

[18]Gür, Hukuk Tarihi ve Tefekkürü Bakımından Mecelle, s. 199.

[19] Heyet “Medeni Kanun”, s. 6060.

[20] Heyet “Mecelle”,  s. 6056.

[21]Heyet “Mecelle”, s. 6056.

[22]Heyet “Mecelle”, s. 6056.

[23]Heyet “Mecelle”, 1999. s. 6056.

[24] Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 47.

[25] Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 47.

[26] Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimat, Tanzimatın Yüzüncü Yılı, C.I, İstanbul 1940, s. 104.

[27] Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 47–48.

[28]Heyet “Medeni Kanun”, s. 6060.

[29] Heyet “Medeni Kanun”, s. 6060.

[30] Heyet “Medeni Kanun”, s. 6060.

[31] Ahmet Kılıçoğlu, Kadın ve Çocuk Hakları Açısından Yeni Türk Medeni Kanunu, T.C. Başbakanlık Kadın Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, Ankara 2003, s.17.

[32] Veysel Başpınar, Türk Medeni Kanunu İle Aile Hukukunda Yapılan Değişiklikler Ve Bu Konuda Bazı

Önerilerimiz,  Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, s. 79-80.

[33] Türk Medeni Kanunu İle Aile Hukukunda Yapılan Değişiklikler Ve Bu Konuda Bazı Önerilerimiz, s.80.

[34] Zevkliler, Medeni Hukuk, s. 46.

[35] Turgut Akıntürk, Medeni Kanun, Beta Yayın, İstanbul 2006, 12. Basım, s. 41.

[36] Akıntürk, Medeni Kanun, s. 41–42.

[37] Akıntürk, Medeni Kanun, s. 42.

[38]Akıntürk, Medeni Kanun, s. 42–43.

[39]Akıntürk, Medeni Kanun, s. 43.

[40]Akıntürk, Medeni Kanun, s. 43–44.

[41]Ahmet Kılıçoğlu, Kadın ve Çocuk Hakları Açısından Yeni Türk Medeni Kanunu, T.C. Başbakanlık Kadın Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, Ankara 2003, s.16.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile