1.Giriş:

İnsan, herhangi bir canlı varlık gibi, herhangi bir şeye yönelir; farkında olsun ya da olmasın, temeli yönelim olan, düşünme, bilme, duygulanma, eylemde bulunma gibi pek çok etkinlikte bulunur. Bu yönelim kökenli etkinliklerin her birisi, felsefî olarak söylersek, özne-nesne ilişkinde varolur ve bu etkinlikler, insanın, bilgi birikimine bağlı olarak, kendisini ve nesneleri keşfettikçe, yeni teknolojik olanaklar üretildikçe gelişir.[1] Bu açıdan insanlık tarihini, bir bütün olarak, insanın kendisini ve doğayı keşfetme ve araç geliştirme; bir diğer deyişle özneleşme, nesneleştirme ve eylemde bulunma süreci olarak görmek de mümkündür.[2] Bu süreç, tüm insan yapıp etmelerinde olduğu gibi, üretim biçimi, bilgi birikimi, teknolojik olanaklar vb. tarafından koşullanmıştır; bu açıdan çeşitli tarihsel bağlamlarda, kendisini farklı biçimlerde açığa vurur.[3]

Sürece, insan-doğa-bilgi ilişkileri bağlamında bakıldığında, insanın kendine ve doğaya dönük bilgisi arttıkça, kendisini ve doğayı daha geniş olanaklarla bilgi nesnesi haline getirdikçe, araçlar geliştirdikçe özneleşme sürecinde de yeni boyutların ortaya çıktığı görülür. Bu açıdan insanın, teknolojik gelişimle iç içe olan insan-doğa-bilgi ilişkilerinin tarihi, insanın özneleşme ve nesneleştirme sürecinin de tarihidir.[4] Aslında, örtük bir biçimde, dildeki özne sınıflamaları da bu tarihsel sürece işaret eder. Dilde gerçek özne, sözde özne, örtülü özne, açık özne, gizli özne vb. kavramsallaştırmalar yer alır[5] ve bu kavramsallaştırmalar, insanın özne olma halinin çeşitli yönlerine işaret ettikleri gibi, tarihsel süreçte insanın özneleşme serüvenine de işaret eder. Dilin, varlığın[6] ve kültürün evi[7] olduğu ve tarihsel ve şuana ilişkin olanı bir arada barındırdığı düşünülürse, dilde varolanla tarihsel süreçte varolan arasında analojik benzerlik kurmak olanaklı hale gelir.

İnsanın özneleşme tarihine ve serüvenine, dilden ve tarihsel verilerden yola çıkarak analojik olarak bakıldığında, ilkçağ insanlarının, insan-doğa-bilgi ilişkilerini mitsel düzlemde ele aldıkları[8] için daha çok ‘sözde özne’; insan-doğa-bilgi ilişkilerinde Tanrı’yı gerçek özne ve insanı ise mecazi özne olarak gördükleri için, ortaçağ insanına[9] ‘örtülü özne’; Descartes’in cogito’suyla birlikte insan, kendi olanakları ve bilgi yetileriyle varolana yönelmeye başladığı için, serpilen yeni özneye[10] ise ‘gerçek özne’ demek olasıdır. Nitekim tarihsel verilere bakılırsa, ilkçağ insanının, bilgi ve teknik olanaklarının eksikliğine paralel olarak dildeki sözde öznede olduğu gibi doğa ve tanrılar karşısında edilgin ve çaresiz, ortaçağ insanının Tanrı karşısında örtük ve boyun eğen bir özne olmasına karşın, modern insanın bilgi birikimine ve ‘düşünüyorum, öyleyse varım’ söylemine paralel olarak açık, aktif, sorgulayıcı gerçek özne olma yolunda önemli adımlar attığı anlaşılmaktadır.[11]

Burada, ilk ve ortaçağlarda, insanın hiç gerçek özne olmadığını söylemek istemiyoruz; özne olan aslında daima insandır; ancak insanın kendi yapıp etmelerine yansıtma yoluyla yabancılaşması söz konusudur. Modern dönem bir anlamda, insanın kendi yapıp etmelerine yabancılaşmasına son vermeye başlamasını imler. İnsanın kendini gerçek özne olarak konumlandırmasıyla birlikte, yükümlülüklerinin farkına varan kişi olan insan ortaya çıkar; her şey giriftleşir ve insanın özneleşme sürecine, sürekli yeni katmanlar eklemlenir. İşte bu katmanlardan birisi de, bilişim teknolojilerindeki[12] devrimle ortaya çıkan ağdaşlıktır.

2. Ağdaş Öznenin Ortaya Çıkışı:

Modern özneye eklemlenen ağdaşlık, bilgi teknolojilerinin gelişiminin bir ürünüdür.[13] Bu nedenle kimileri ağdaş özneye dijital vatandaş da demektedir.[14] Bu nedensiz değildir; içinde yaşadığımız yüzyıl, geçmiş yüzyıllara oranla bilgi-iletişim teknolojilerinde baş döndürücü bir hızla ilerlemekte, insana pek çok yeni olanaklar açmaktadır. Bu yeni durum, bildik modern toplumu, bilişim ağlarıyla örerek ağdaş topluma dönüştürürken, yerleşik insan ilişkilerini ve toplumsal yapıları da altüst etmektedir. Bu anlamda, feodal toplumların kulu, reayası, yeni çağda ulus devletlerle yurttaşa dönüşürken, modern insan içinde bulunduğumuz bilişim çağında yurttaşlığın yanında ağdaş (netizen) olmaya doğru köklü bir atılım gerçekleştirmektedir.[15] Kuşkusuz ağdaşlık hala modern yurttaşlığın yeni bir katmanı olarak görülebilir; ancak ağdaşlığın ulusal sınırları aşıp uluslararası ağörgüleriyle uluslarüstü bir bağlama doğru gidişi, onun gittikçe bağımsızlaşacağının bir göstergesi olarak da yorumlanabilir. Uluslarüstü ağ örgüsünde, insan için yer ve zaman sınırlaması neredeyse ortadan kalkmıştır. Dünya küresel tek bir ağörgüsüne dönüşmüştür.

Şu halde, küresel ağ örgüsüyle ortaya çıkan ağdaşlık nedir? Ağdaşlığın ürünü olan ağdaş özneyi, kimilerinin deyişiyle dijital yurttaşı nasıl tanımlamak gerekmektedir? Ağdaşlık, her şeyden önce yeni bir durum olan bilişim toplumunda, toplumsallığın sanal ortamda gerçekleşen yeni biçimidir. Ağdaş özne de, bu süreçteki aktif öznedir.

Betül Çotuksöken, insandan yola çıkarak, yeni bir durum olan ağdaşlık ve ağdaş özneyle ilgili şu saptamaları yapmaktadır:

Yalın, sıradan bir ‘çevre’ olmanın çok ötesine geçen dünyaya çok farklı edimlerle, düşünme, anlama, yorumlama, değerlendirme edimleriyle dokunan, ulaşan insan, birbirinden çok farklı araçlarla, hep varolanı bilmeyi, anlamayı istemiştir ve bu istemini, günümüzde sınırsızca gerçekleştirmenin peşindedir. Yüzyüze ilişkiler çerçevesinde aynı mekânı ve zamanı paylaşan insan, ilkin teknikle ve artık bilimsel bilginin eşliğinde teknolojiyle birlikte, mekân ve zaman sınırlarını aşarak, adına ‘sanal gerçeklik’ dediğimiz bir ortamda yaşamaya başlamıştır. Teknoloji; insanın kendisiyle, her türlü farklılığına karşın bir bakıma kendisi gibi olan başkalarıyla, diğer varolanlarla, kısacası dünyayla ve bilgiyle olan ilişkilerini temelden değiştirmiştir. Sanal gerçeklikte, sanal ilişkiler çerçevesinde içinde bulunduğu durumu sürekli olarak yeniden kuran insan, sahip olduğu, bir şekilde öğrendiği, içselleştirdiği kavramlarını yeniden gözden geçirmek durumundadır. Yapısı gereği, durumu gereği, ihtiyaçlarıyla olan ilişkilerinin gereği, başkalarıyla birlikte olmak, başkalarıyla şu ya da bu şekilde birlikte yaşamak zorunda olan insan, yeniden, özne, özgürlük, özerklik, eşitlik, dayanışma, işbirliği, sorumluluk, aydınlanma, sekülerleşme/dünyevileşme, adalet, güven, kavramları üzerinde düşünmek durumundadır. Teknolojinin olanaklarıyla yaşamın akışını neredeyse kısıtsız olarak yönlendiren, yaşamı ertelemeyen insan, artık ağlararasında (internet) yaşamaktadır. İşte insan artık böyle bir yaşayışın gerekleri üzerinde düşünmeye başlamak ve ‘özne olma durumu’nu sorgulamak zorundadır. Böyle bir ortamda sanal gerçeklik dünyasında artık her birey, görünüşte olabildiğince özgürdür. Ancak bu özgürlük üzerinde ve bu özgürlükle bağlantılı olarak ‘sorumluluk’ üzerinde daha ayrıntılı bir biçimde düşünmek zorundadır. Toplumsallığı, kendisini ister istemez siyasal/kamusal da yapan insan, yüzyüze ilişkiler ortamında olsa olsa yurttaş (citizen) boyutuna sıçrarken, teknoloji aracılığıyla artık ağdaş (netizen) noktasına gelmiştir. Ağdaş olmanın sorumluluğu hepimizin omuzlarındadır, omuzlarında olması gerekir. Son günlerde yaşadıklarımız, ağdaşlığın, toplumsal, tarihsel, kültürel varlıklar olarak hepimizi etkilediğinin en somut göstergesidir. Yaşadıklarımızı, ‘ağdaş toplumsalı’ okumak, hatta olabildiğince doğru okuyabilmek hepimizin ödevi olsa gerek.[16]

İşte sanal ortamda gerçekleşen ilişkiler örgüsü, insana yeni sorumluluklar yükleyen, özneleşme sürecini sorgulamasını gerektiren ağdaşlık diye nitelendirebileceğimiz, yeni bir durum yaratmıştır. Bu yeni durum, insanın özneleşme sürecinde de önemli bir aşama olarak ortaya çıkmaktadır. Kuşkusuz insan, duyan, bilen, isteyen,  üreten, değer koyan, değer biçen bir varlık olarak kendine yabancılaşmaksızın özneleşmesini, daha önce de değindiğimiz gibi, Rönesans, Reform ve Aydınlanma sürecine borçludur. Delphik ‘kendini bil söylemi’[17], Descartes’le ‘düşünüyorum öyleyse varım’a[18], Immanule Kant’ın dilinde ‘bilme ve eyleme cesareti  göster  ve yaşamının sorumluluğunu üstlen’ şiarına dönüşmüştür.[19] Ancak Rönesansla beliren ve Aydınlanmayla gelişen yeni özne, örtük bir biçimde de olsa hala seçkincilik ve sıradancılık temeline oturmaktadır. Modern düşünürler bu seçkincilik ve sıradancılık öğretisini ortaçağlardan, ortaçağlar ise ilkçağlardan devşirmiştir.[20]  Bu öğretiye göre, insanlar arasında epistemik ve ontolojik bakımdan köklü farklar vardır; eğiten, öğreten seçkin özne ile öğrenen, eğitilen sıradan özne arasında epistemik ve ontolojik mesafe söz konusudur. Ağdaşlıkla gelen yeni özne, köklü tarihsel geçmişi olan bu seçkincilik ve sıradancılık öğretisine meydan okumaktadır. Bu yeni öznede karşılıklı öğrenme, yani öğrenişim ve enteraktiflik vardır ve artık epistemolojik ve ontolojik olarak ayrıcalıklı olan kimse kalmamıştır. Artık herkes özneleşme bakımından eşittir, eşit olanaklara doğru yol almaktadır.

3. Ağdaş Öznenin Temel Ayırıcı Nitelikler:

Köklü geçmişi olan seçkincilik ve sıradancılık öğretisine meydan okuyan bu yeni özneyi, yani ağdaşı, dijital yurttaşı kavrayabilmek için,  ağdaş ve ağdaşlık üzerine Aristoteles’im ölümsüz yaklaşımıyla[21] “varolandan” yola çıkarak kimi saptamalar yapmak zorunludur. Varolandan yola çıkan bu saptamalar, yeni özneye ve olanaklarına diyalektik bakmak açısından da yaşamsaldır. Zira varolanı saptamak, ona refleksif ve eleştirel olarak yaklaşmak, çoğu kez göz ardı ettiğimiz, ‘iyi gibi görünendeki kötüyü’ ve yine ‘kötü gibi görünendeki iyiyi’ keşfedip açığa çıkarmaya da olanak sağlayıcı niteliktedir.

Varolandan yola çıkılıp, refleksif ve eleştirel bakıldığında, ağdaşlık ve ağdaş özneyle ilgili şu saptamalarda bulunulabilir:

a-) Ağdaşlık, her şeyden önce,  yaşanan bir durumdur. Facebook, Twetter, Vodeo-Görsel paylaşım siteleri, Wiki’ler, Bolglar,  Profosyonel iş ağları gibi küresel ağörgüsü içindeki sosyal paylaşım alanları, bilişim çağında herkesin sıradanmışçasına yaşadığı ve yaşamına kattığı gerçeklilere dönüşmüştür. Gençler arasında daha yaygın olmakla birlikte, orta yaş ve üstü de, bu sürece gittikçe dahil olmaktadır.[22] Ağdaşın sanal ağ örgüsü içinde, iletişim, haberleşme, bilgilenme, mal ve hizmet alma, toplumsal ve siyasal konularda görüş alma ve bilgi ve belge paylaşma, toplumsal ve siyasal konularda oylamaya katılma, herhangi bir konuda çevrim içi eğitim alma, sanal ansiklopedi ve sözlükleri kullanma, iş arama, iş başvurusu yapma, tatil ve seyahatler konusunda ön hizmetler alma, mal ve hizmet satışı, internet bankacılığı, internet üzerinden telefonla görüşme, görüntülü konuşma yapma, sanala taşınmış büyük kütüphanelerden kitaplar okuma, kitap indirme[23] vb. gibi pek çok etkinlikte bulunduğu anlaşılmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, ağdaşlık sadece sosyalleşme ortamı değil, aynı zamanda bilgilenme, öğrenişme ve paylaşım ortamıdır. Neredeyse, yaşamın her anını kuşatan sanal ağörgüleri, Heidegger’in kavramsallaştırmasını ödünç alarak söylersek, günümüz insanı için ‘hergünküleşmiştir’, ‘sıradanlaşmıştır’ (alltäglichkeit).[24] Zaman hergünkülüğü içinde, zaman ve mekân ötesindeymişçesine sanal ağörgülerinde akmaktadır. Bu gelişim, doğal olarak özne olan insanın bilgi, sorumluluk ve duyarlılık alanlarının artmasına yol açmaktadır.

b-) Ağdaşlık, kamusal olanın özel olana, özel olanı da kamusal olana bir tür taşımaktadır. Sanal ağ örgüsü içerisinde kişiler, özel alanlarını yakinen tanımadıkları ağdaşlarına açmakta, ağdaşlarıyla bilgi, belge, duygu, yaşantı vb.yi paylaşmaktadır. Hatta denilebilir ki, otobiyografilerin yerini, daha öznel nitelikli google-biyografiler, facebook-biyografiler, twetter-biyografiler vb. almış, varolmak neredeyse sanalda varolmaya, googıllandığında (google’da aramak) bir izi bulunmaya doğru yönelmiştir. Kişilerin e-biyografileri, etnik, dinsel, mezhepsel, cinsel vb. kimliklerine açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu anlamda, sanal ağörgülerinde paylaşılan şeyler, kişisel olduğu kadar siyasal, ekonomik, ideolojik, dinsel, mezhepsel, etnik vb. içerikler de taşımaktadır. Profiller, e-biyografiler ve paylaşımlar, özel ve kamusal alanın birbiri içerisine geçmiş ve adeta ‘özel-kamusal’ kişiliklere dönüşmüştür. Bu, toplumsal anlamda bir yönüyle şeffaflaşmak, ama diğer bir yönüyle özneli toplumsala, toplumsalı da öznele taşımak anlamına gelmektedir. Bu anlamıyla, insana pek çok yeni sorumluluklar ve duyarlılıklar yüklemektedir.

c-) Ağdaş, yeni bir öznedir ve bu özne pek çok yönüyle uluslarüstüdür. Farklı etnik, dinsel, cinsel, mezhepsel kimlikler aynı ağın içerisindedir ve birbirleriyle irtibat halindedir. Karşıt görüşler, karşıt değer yargıları, karşıt yaklaşımlar yan yana ve bir aradadır. Ağdaş özne, her şeyiyle öznedir; tüm süreçlerde aktiftir. Özel yaşam alanı rahatlığı içerisinde konuşmakta ve yazmaktadır. Bu anlamda ağdaşın çok fazla nesnellik kaygısının olduğu söylenemez. Kendi, bilgisi, görgüsü, algısı, bakış açısı, beğenisi, değer yargısı, değer biçmesi ile oradadır; paylaşımlarına kendisi karar verdiği gibi, paylaşımlarına yapılan yorumlardan hangisinin kalıcı olacağına, hangisinin silineceğine karar veren de odur.  Kendi ağına kimleri dahil edip etmeyeceğine de o karar vermektedir. Bu yönüyle, merkez ağdaşın kendisidir. Neye katılıp katılmayacağında da özgürdür. Ağdaş özne,  her türden ayrımcılığa karşıdır; eğer isterlerse ve erişebilirlerse toplumun tüm bireyleri kendilerini ifade etme olanağına sahiptir. Artık herkesin, bir biçimde kendi değer yargılarıyla varolduğu, görünür olduğu ve yazar olduğu bir dönem başlamıştır. Ötekini susturmak ve ona kulakları tıkamak neredeyse imkansız hale gelmiştir.

d-) Ağdaş özne, yöneten yönetilen ikilemine de baş kaldırmaktadır. Çotuksöken’in saptamasıyla, ağdaşlıkta ‘yöneten-yönetilen ayırımı’ neredeyse olanaksız hale gelmiştir. ‘Karar verici olmak’ artık belli bir kesimin ayrıcalığı değildir; her türlü ayırımcılık, özellikle, cinsiyetçi işbölümüyle hepimize ulaşan cinsiyetçi ayırımcılık gücünü yitirmiştir. Sanal ağörgüsünde, çocuklar da, gençler de, kadınlar da vardır. Farklı kimliksel özelliklerini bugüne kadar şu ya da bu şekilde gizleyenler de artık peçelerini kaldırmıştır, ağdaş toplumda onlar da vardır. Bu anlamda, ağdaşlık, dünyevileşmenin, aydınlanmanın önemini bir kez daha tüm yalınlığı ve açıklığıyla ortaya çıkartmışa benzemektedir.[25]

e-) Ağdaş özne, bir tuşa basmakla mesajını yüzbinlere ulaştırabilmekte; yüzbinleri harekete geçirebilmektedir. Hatta bu hareket, sanal ağörgüsünden çıkarak yüzbinlerin, hatta milyonların alanlarda nesnelleştiği, bazen uluslarüstü niteliğe bürünen gerçek eylemlere yol açabilmektedir. Literatüre Arap Baharı[26] ve  Gezi Parkı eylemleri[27] olarak geçen olaylar bunun ilginç izdüşümleridir. Bu durum, neredeyse siyasilerin, karar vericilerin kabusu olmuş durumdadır. Artık kitleleri, azınlık dahi olsalar, görmezden gelerek karar almak, onların yaşam alanlarına doğrudan müdahalelerde bulunmak, neredeyse imkansızlaşmıştır. Ağdaş özne, farklı görüş, farklı etnik, dinsel, cinsel, ideolojik kimliklerle dirsek temasında olduğu için, bilinç düzeyi gittikçe gelişmekte, yaşamının öznesi olmayı istemekte ve hatta gözlemlediği gelişmiş ülkelerdeki özgürlükleri aynısıyla talep etmektedir. Sanaldan yola çıkarak nesnelleşen olaylarda, bu durumun etkisi görmezden gelinemez.

f-) Ağdaş özne, haberin hem öznesi, hem kaynağı hem de tahkik edicisi konumundadır. Olayın bizzat içinde olan kimseler, olayları anında paylaşmakta ve bir anda milyonlara ulaşabilmektedir. Patron odaklı medyanın, iktidar eksenli siyasilerin çarpıtmalarına, sansürlerine, görmezden gelmelerine anında meydan okuyabilmektedir. Yalanlarını, çarpıtmalarını anında açık edebilmektedir. Bu haliyle ağdaş özne, genel medyanın, sermaye odaklı yaklaşımların imaj maker’lığına da meydan okumaya adaydır. Ağdaş öznenin kendisi, anında ağdaşlarını bilgilendirdiği gibi, ağdaşları aracılığıyla yeni bilgi ve belgelere anında ulaşabilmektedir. Ancak burada nesnellik unsurunun çoğu kez göz ardı edilmesi, ağdaş öznede sorumluluk bilincinin gelişmesinin zorunluluğuna işaret etmektedir.

g-) Ağdaş özne siyasal süreçlere de katılmak arzusundadır ve sanal ağörgüsüyle politik bir güç olma yolundadır. Politik söylemlerini açık ettiği gibi, politik araştırmalara da katılmakta ve taraf olmaktadır. Bu anlamda politik süreçlere ve olaylara anında tepkisini vermekte, lehte ya da aleyhte tavrını açıkça ortaya koymaktadır. Yine anlayışı doğrultusunda politik ve ideolojik direnç alanları oluşturmaktadır. Ağdaşlığın bu politik yüzü, siyasilerin, kendi sanal alanlarını ve ağörgülerini bu amaçla kullanmalarını neredeyse zorunlu hale getirmiştir. Artık e-devlet örgütlenmesinin yanında, hemen tüm siyasal örgütlenmeler ve siyasal kimlikler sanal ortamda yerini almış durumdadır.

h-) Ağdaş özneden bilgi saklamanın da imkânı yoktur; halı altına süpürüleni, saklanmak isteneni, gösterilmeyeni, bulup ortaya çıkarmakta ve deşifre etmektedir. Sadece bu da değil, gizleneni, halı altına süpürüleni, daha da görünür kılmaya çalışmaktadır. Bu ağdaş öznenin protest tavrının bir izdüşümüdür. Bir sözcüğü googıllayarak, lehte aleyhte her şeye ulaşabilmekte, kendi tercihini yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. Hatta ‘in speak’ ortamlarda, hiç kimseden izin almadan alternatif konuşmalar, paneller, konferanslar vb. düzenleyebilmektedir.

 I-) Ağdaş özne, doğası gereği bilgi teknolojilerine de hâkimdir;  bu hâkimiyet onun özgürlük alanının bir dışavurumudur. Ne kadar teknolojiye hâkimsen o kadar insana ulaşırsın şiarıyla hareket eden ağdaş özne, alternatif yazlımlar geliştirdiği gibi, internet ağındaki sorunların çözümlerini ağörgüsünde paylaşmakta,  heckerların marifetiyle, hemen her şeye ulaşabilmektedir. Bu anlamıyla ağdaş özne, gittikçe sınır tanımaz bir doğaya bürünmekte, etik sınırları da zorlamaktadır.

 j-) Ağdaş öznenin alternatif bir dili, alternatif bir jargonu, alternatif sözlükleri vardır. Hatta o, uzmanlara inat, sanal sözlükler oluşturmaktadır. Bu sözlüklerde birbiriyle çelişen hemen her şey yan yana ve bir aradadır. Bunlar, çok sesli bir sözlüktür; bu sözlüklerde uzaman olan-olmayan hemen herkes yazardır ve orada lehte aleyhte her şey vardır; kısacası yok yoktur. Ancak bilgilerde, duygusal ton ağır basmaktadır; nesnellik unsuru oldukça cılızdır. Ağdaş öznenin, nesnelliği önemsememesinin temel nedeni, protest tavrı ile ağ örgüsünü öznel alan rahatlığı içinde kullanmasıdır. Bu rahatlığa kimi zaman, özsel kimliğini gizleyen sanal ağ perdeleri de olanak vermektedir. Bu durum kimi kez, kişilik haklarının ihlaline, aşağılamalara, başkalarının öznelini ortaya dökmeye vb. de neden olabilmektedir. Burada yine ağdaş öznenin etik sorumluluk bilincinin gelişime gereksinimi olduğu anımsatılmalıdır.

k-) Ağdaş özne, kendisini alabildiğine özgür hissetse de, aslında büyük internet ve yazılım firmaları aracılığıyla sürekli gözlenmektedir. Sanal ağ örgüsü bu anlamda, paradoksaldır, bir yandan görünürde özgürlüğü alabildiğine genişletirken, öte yandan örtük olarak gözetim toplumuna yol açmaktadır. Hatta büyük arama motorlarının, bir süre sonra, kullanıcıları tanıyarak, alternatifler önermesi, onların kişilik özelliklerini ve eylemlerini depoladığını göstermektedir. Bu bilgilerin, kullanılıp kullanılmadığı, eğer kullanılıyorlarsa nasıl kullanıldıkları ve kullanılacakları önemli bir sorun olarak ağdaş öznenin karşısındadır. Bu konuda hukuki düzenlemelerin geliştirilmesi gerekmektedir. Ancak tüm bunlara rağmen, ağdaş özne, insanlık tarihinde hiçbir insanın elde edemediği geniş bir olanağa ve paradoksal da olsa görünürde geniş bir özgürlük alanına sahiptir.

4. Değerlendirme ve Sonuç:

Ağdaşlık oldukça yeni bir durum olduğu için, doğal olarak onu anlamakta ve kavramakta zorlanıyoruz. Öyle görünüyor ki, bu yeni durum, özneleşme sürecimizi, geleneksel değerlerimizi, toplumsal ilişkilerimizi ve aidiyetlerimizi köklü bir biçimde etkilemektedir. Özellikle gençleri farklı anlayışlarla yüzyüze getirdiği gibi, onların bilgilenmesine, değerlerine, sosyal ilişki ve aidiyetlerine köklü etkilerde bulunmaktadır. Çünkü ötekini ona, onu ötekine yaklaştırmakta  ve bir şekilde iletişim kurdurmakta, farklı sosyalleşme olanakları sunmaktadır. Her şeyden önemlisi, görünürde geniş bir özgürlük alanı sunmaktadır.

Tüm bu durumların avantaj ve dezavantajları vardır; yani her iyi gibi görünende kötü olan, yine her kötü gibi görünende iyi olan taraf varsa, tıpkı bunun gibi sanal ağörgüleri de bu durumdan uzak değildir. Çünkü sanal ağörgüsünde iyi şeyler olduğu gibi kötü şeyler, iyi olanaklar bulunduğu gibi kötü olanaklar da vardır ve hepsi bir aradadır. Bu anlamda ağdaş özne için etik bilinç ve sorumluluk, yaşamsal bir hal almaktadır.

Tüm bunlara ek olarak ağdaş öznenin ortaya çıkışının ilginç bir sonucu daha bulunmaktadır:  Bu sonuç, özünde epistemik ayrıcalık varmış gibi görünen, siyaset yapma, bilim yapma, öğretmenlik yapma tarzlarını kökten değiştirmeye aday oluşudur. Ağdaş özne ve olanakları gerçekten yerleşik  paradigmaları altüst etmektedir. Sözgelimi, ağdaşlığın yoğun bir etkisinin olduğu gözlenen  Arap Baharı ve Gezi Parkı gibi olaylarından sonra artık hiçbir siyasetçi, yine bir anahtar sözcüğü googıllayarak pek çok bilgiye ulaşan özne karşısında hiçbir bilim insanı, hiçbir öğretmen eski alışkanlıklarını sürdüremez ve ağdaş özneyi görmezden gelemez. Çünkü o, sanal olduğu kadar gerçek bir öznedir.

Bu yeni duruma ayak uyduramayanlar ve epistemik ayrıcalıklarını sürdürmek isteyenler, kuşkusuz özgürlüklerden yasaklar çıkarabilirler. Korkularını yasaklara boğdurmak isteyebilirler. Ancak unutulmamalı ki, ağdaş özne, en çok korktuğu şeye, otoritesi kendinden menkul ayrıcalıklara ve yaşamını çekilmez kılan korkulara savaş açmaktadır.

 

Kaynakça:

(1) Aksan, D., (2011). Türkçeye Yansıyan Türk Kültürü, İstanbul: Bilgi Yayınları.

(2) Aydın, H., (2011). “Ortaçağ Doğu ve Batı Felsefesinde Dil, Düşünce-Gerçeklik İlişkisi ve Metafizik Alandaki İzdüşümleri”, Düşüncenin İletişim Aracı Olarak Edebiyat, Bilim, Sanat ve Felsefede Dil,  İstanbul: Kültür Üniversitesi Yayınları.

(3) Babaoğlan A.-R.,- Banko M., (2013). Gezi Parkı Sürecine Dijital Vatandaşın Etkisi, 2003, http://www.geziparkikitabi.com/ekitap/GeziParkiKitabi.pdf

(4)  Bulak, Ş. (2013).  “Özne Türleri Üzerine”, Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 8/1.

(5) Condercet., (1990). İnsan Zekasının İlerlemesi Üzerine Tarihi Bir Tablo Taslağı, cilt: I-II, çev.: Oğuz Peltek, İstanbul: MEB Yayınları.

(6) Çotuksöken B. (2002). Radyoda Felsefe, İstanbul: İnkılap Yayınları.

(7) Çotuksöken, B. (2010). “İnsanın Özneye Dönüşmesinin Koşulları”, Felsefe: Özne-Söylem, İstanbul: Notos Yayınları.

(8) Çotuksöken, B. (2013). “Ağdaş Toplumu Gençler Örüyor”, (12.06.2013) http://www.milliyet.com.tr/-agdas-toplumu-gencler-ogretiyor/gundem/ydetay/1721800/default.htm

(9) Descartes, R. (1996). “Yöntem Üzerine Söylem”, çev: Aziz Yardımlı, Söylem, Kurallar ve Meditasyonlar, İstanbul: İdea Yayınları.

(10) Frankfort H. – Frankfort, H. A., (1946). “Myth and Reality”, Before Philosophy, Chicago: The University of Chicago Press.

(11) Heidegger, M., (2004). Varlık Ve Zaman, çev.: Aziz Yardımlı, İstanbul: İdea Yayınları.

(12) Heidegger, M. (1977). Basic Writings. Ed. by Gray and Stambaugh, New York:Harper and Row.

(13) Kant, I. (1984). “Aydınlanma Nedir?”, çev.: Nejat Bozkurt, Seçilmiş Yazılar, İstanbul: Remzi Yayınları.

(14) Lyotard, J.-F., (2013). Postmodern Durum, çev.: İsmet Birkan, Ankara: BilgeSu Yayınları.

(15) Mansfield, N., (2006).  Öznellik (Freud’dan Haraway’a Kendilik Kuramları), çev.: H. Çetinkaya-R. Durmaz, İzmir: Ara-Lık Yayınları.

(16) Szajkowski, B., (2011). “Sosyal Medya Araçları ve Arap BaharıAlternatif Politika, cilt: 4, sayı: 3 (420-432).

(17) Russ, J. (2011). Avrupa Düşüncesinin Serüveni, çev.: Özcan Doğan, , İstanbul: Doğubatı Yayınları.

(18) Topdemir, H. G., (2002). “Aristoteles’in Bilim Anlayışı”, Felsefe Dünyası, sayı: 32 (23-36).

_________________________________________


** Ondokuz Mayıs Üniversitesinin 16-18 Mayıs 2014 tarihinde düzenlediği Uluslararası Gençlik ve Kültürel Mirasımız adlı kongrede sunulmuş ve bildiri metninde yayınlanmıştır.

*Doç. Dr/OMÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

[1] Bkz. Betül Çotuksöken, “İnsanın Özneye Dönüşmesinin Koşulları, Felsefe: Özne-Söylem, Notos Yayınları, İstanbul 2010, s. 157.

[2] Bkz. J. Russ, Avrupa Düşüncesinin Serüveni, çev.: Özcan Doğan, Doğubatı Yayınları, İstanbul 2011, s. 13 vd.

[3] Bkz. Condercet, İnsan Zekasının İlerlemesi Üzerine Tarihi Bir Tablo Taslağı, cilt: I-II, çev.: Oğuz Peltek, MEB Yayınları, İstanbul 1990, s. 3 vd.

[4] Bkz. J. Russ, Avrupa Düşüncesinin Serüveni, s. 13 vd.

[5] Bkz. Şahap Bulak, “Özne Türleri Üzerine”, Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 8/1, Ankara 2013, s.1101-1127.

[6] Martin Heidegger şöyle der: “Dil, içinde konaklamak yoluyla varolduğu Varlığın evidir, bunun içinde insan Varlığın hakikatine bekçilik yaparak ona ait olur.” Bkz. Martin Heidegger, Basic Writings. Ed. by Gray and Stambaugh, Harper and Row, New York 1977:

s. 213.

[7] Bkz. Doğan Aksan, Türkçeye Yansıyan Türk Kültürü, Bilgi Yayınları, İstanbul 2011, s. 19 vd.

[8] Bkz. Henri Frankfort-H. A. Frankfort, “Myth and Reality”, Before Philosophy, The University of Chicago Press, Chicago 1946, s. 11 vd.

[9] Bkz. Hasan Aydın, “Ortaçağ Doğu ve Batı Felsefesinde Dil, Düşünce-Gerçeklik İlişkisi ve Metafizik Alandaki İzdüşümleri”, Düşüncenin İletişim Aracı Olarak Edebiyati Bilim, Sanat ve Felsefede Dil,  İstanbul Kültür Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2011, s. 87 vd.

[10] Bkz. Nick Mansfield, Öznellik (Freud’dan Haraway’a Kendilik Kuramları), çev.: H. Çetinkaya-R. Durmaz, Ara-Lık Yayınları, İzmir 2006, s.  26-28.

[11] Bkz. Betül Çotuksöken, İnsanın Özneye Dönüşmesinin Koşulları, s. 157-168.

[12] Bkz. Jean-François Lyotard, Postmodern Durum, çev.: İsmet Birkan, BilgeSu Yayınları, Ankara 2013, s. 11.

[13] Bilgi teknolojilerinin yarattığı yeni durumlarla ilgili olarak bkz. Jean-François Lyotard, Postmodern Durum, s. 11 vd.

[14] Ali Rıza Babaoğlan-Meltem Banko, Gezi Parkı Sürecine Dijital Vatandaşın Etkisi, 2013, http://www.geziparkikitabi.com/ekitap/GeziParkiKitabi.pdf.

[15] Bkz. Betül Çotuksöken, Ağdaş Toplumu Gençler Örüyor, (12.06.2013) http://www.milliyet.com.tr/-agdas-toplumu-gencler-ogretiyor/gundem/ydetay/1721800/default.htm

[16] Betül Çotuksöken, Ağdaş Toplumu Gençler Örüyor, (12.06.2013) http://www.milliyet.com.tr/-agdas-toplumu-gencler-ogretiyor/gundem/ydetay/1721800/default.htm

[17] Bkz. Betül Çotuksöken, Radyoda Felsefe, İnkılâp Yayınları, İstanbul 2002, s. 23 vd.

[18] Bkz. R. Descartes, “Yöntem Üzerine Söylem”, çev: Aziz Yardımlı, Söylem, Kurallar ve Meditasyonlar, İdea Yayınları, İstanbul 1996, s. 33.

[19] I. Kant, “Aydınlanma Nedir?”, çev.: Nejat Bozkurt, Seçilmiş Yazılar, Remzi Yayınları, İstanbul 1984, s. 213.

[20] Bkz. Hasan Aydın, Ortaçağ Doğu ve Batı Felsefesinde Dil, Düşünce- Gerçeklik İlişkisi ve Metafizik Alandaki İzdüşümleri, s. 95 vd.

[21] Bkz. H. G. Topdemir, “Aristoteles’in Bilim Anlayışı”, Felsefe Dünyası, sayı: 32, 2000/2, s. 24 vd.

[22] Sözgelimi, TÜİK’e göre, Türkiye’de hanelerin % 49,1’i internete erişime sahiptir; 2007’de bu rakam %18’lerdeyken katlanarak artmaktadır. Bilgisayar ve İnternet kullanım oranları 16-74 yaş grubundaki erkeklerde %60,2 ve %59,3 iken, kadınlarda %39,8 ve %38,7’dir. Bilgisayar ve İnternet kullanımı kentsel yerlerde %59 ve %58, kırsal yerlerde ise %29,5 ve %28,6’dır. İstatistik Bölge Birimleri Sınıflaması (İBBS) Düzey-1’e göre, bilgisayar ve İnternet kullanımının en yüksek olduğu bölge %62,1 ve %61,4 ile TR1-İstanbul bölgesidir. Bunu %59,8 bilgisayar ve %58,5 internet kullanım oranı ile TR5-Batı Anadolu bölgesi takip etmektedir. Bilgisayar ve İnternet kullanım oranlarının en yüksek olduğu yaş grubu 16-24’tür. Bilgisayar ve İnternet kullanımı tüm yaş gruplarında erkeklerde daha yüksektir.

http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=13569

[23] Sözgelimi TÜİK’e göre, Türkiye hane halkı, 2013 bilişim teknolojileri araştırması sonuçlarına göre, internet kullanım amaçları ve oranları şöyledir: e-posta alma gönderme, %62,5; online gazete, kitap, dergi vb. okuma, %75; düzenli olarak bilgi almak için haber servis ya da ürünlerine abone olma, %21,3; sağlıkla ilgili bilgi arama, %59,6; eğitim ve kurslarla ilgili bilgi aranma, %45,9; mal ve hizmet hakkında bilgi arama, %59,9; yazılım indirme, % 19,1; web siteleri aracılığıyla toplumsal ve siyasal konularla ilgili görüşleri okuma ve paylaşma, %28,7; toplumsal ve siyasal konularda online bir oylamaya katılma, %12,8; herhangi bir konuda çevrim içi eğitim alma, %8,4; herhangi bir konuda bilgi almak için Wikipedia veya herhangi bir online ansiklopediye bakma, %32,6; iş arama ve iş başvurusu yapma, %12,9; profesyonel bir gruba katılma, %4,2; seyahat ve seyahatle ilgili online hizmet alma, %26,6; mal ve hizmet satışı, %9,3; internet üzerinden telefonla görüşme ve web cam ile video görüşmesi, %55,1; internet bankacılığı, %24,8.

http://www.tuik.gov.tr/UstMenu.do?metod=temelist

[24] Bkz. Martin Heidegger, Varlık Ve Zaman, çev.: Aziz Yardımlı, İdea Yayınları, İstanbul 2004,  s. 40.

[25] Betül Çotuksöken, Ağdaş Toplumu Gençler Örüyor, (12.06.2013) http://www.milliyet.com.tr/-agdas-toplumu-gencler ogretiyor/gundem/ydetay/1721800/default.htm

[26] Bkz. B. Szajkowski, “Sosyal Medya Araçları ve  Arap Baharı”,  Alternatif Politika, cilt: 4, sayı: 3, 2011, s. 420-432.

[27] Ali Rıza Babaoğlan-Meltem Banko, Gezi Parkı Sürecine Dijital Vatandaşın Etkisi, 2013, http://www.geziparkikitabi.com/ekitap/GeziParkiKitabi.pdf

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile